cizenbayan-elif-tanverdi-yoga-journal-eylul-ekim-turkiye-eve-donus

Seyahat editörlüğü yaptığım Yoga Journal Türkiye‘de Eylül Ekim sayısında yayımlanmış Eve Dönüş konulu yazım

Eve Dönüş!

Mayıs – Haziran sayısı itibariyle Gezi Editörü olarak dahil olduğum Yoga Journal Türkiyeailesiyle 2 sayıyı, 4 ayı ve koca bir yazı geride bıraktık. Seyahatlerle, tatillerle, yiyip içerek, normal rutinimizin birazcık dışında geçen dinamik yazdan sonra Eylül-Ekim sayısını köklenme, arınma ve yenilenmeye adamaya karar verdik.

Ben de gezi editörü olarak, ‘eve dönüş’ temasını işlediğimiz bu sayıda uzun zamandır kaybettiğim o evde olma duygusundan sonra yeniden köklenişimi, arınmamı, yenilenmemi yani kısacası kendi içime yaptığım seyahatimi konu almak istedim.

Geçtiğimiz Kasım ayında yoga eğitmenlik eğitimine başladığımda, bu sürecin hayatımda köklü değişikliklere yol açacağını sezebiliyordum. Eğitmenlerimiz de bizi daha ilk dersten bu konuda uyarmışlardı hatta. Gerçekten de öyle oldu. Yogayla fiziksel düzeyin ötesinde, nedenleri ve sonuçları anlamaya yönelik daha yakın bir ilişkiye girmenin sonucu olarak; kendimi, çevremi, ilişkilerimi ameliyat masasına yatırdığım bir sürece girmiş oldum. Ve bu süreç kaçınılmaz bir şekilde ve beklendiği üzere köklü değişiklikleri beraberinde getirdi.

Geriye eğilme duruşları yaptığımız günler neden ağlamaklı olduğumu biliyordum örneğin artık. Bu bir tesadüf değildi. Kendi bedenim üzerinden sağlamasını yaptığım bu bilgi, kendimi tanımaya giden kapıyı açan bir anahtar görevi gördü.

Bir yoga eğitmeni adayı olarak, mat üzerindeki tutumumu hayata taşımayı hedef edindim kendime. Mat ve hayat paraleldi zaten. Bir yoga dersine yaklaştığın gibi yaklaşmadığın zaman hayata ve ilişkilere, vücudu güçlü, esnek ve dengede tutan bir egzersiz sisteminin ötesine geçemiyordu yoga. Geçtiğimiz aylarda Yoga Journal Türkiye’nin 1. yıl kutlamalarında misafir ettiğimiz Budokon Yoga kurucusu Cameron Shayne’in de dediği gibi ‘sokağa çıkıp bir pislik gibi davranıyorsan mükemmel bir el duruşu yapabilmen kimsenin umrunda değil’ aslında.

Yoga öğretilerinin asanalar yani duruşlar için öğütlediği ne varsa, hepsini hayatıma entegre etmeye başladım. Bir duruşta kalıp hisleri dinler gibi duyguları düşünceleri dinledim, müdahil olmadan. Kendiyle ilgili neler keşfedebiliyormuş insan, şaşırdım. Örneğin, uzunca bir zamandır ayak bağı olmasın diye fazla ‘şey’ sahibi olmamak gerektiğini savunuyordum hayatta. Sık sık gidip yurt dışında yaşayan biri olarak her memlekete döndüğümde ‘temelli mi döndün?’ diyenlere ‘ben bina mıyım ki temelim olsun, her an her yere gidebilirim.’ derdim. Gerçekten de, İstanbul’da yaşıyorum ama her ayın 2 haftası başka yerlerdeyim. Bunca seyahat arasında, arada durup dinlenebileceğim, köklenebileceğim bir ‘ev’e ve ait hissettiğim ‘şeylere’ sahip olmanın da gerekebileceğini kavra- dım yoga ile birlikte. Bir yanım hep gitmek, macera aramak, uzakları keşfetmek, bilin- mezi deneyimlemek istese de, diğer yanım o ait hissettiği, bildiği yerde dinlenmek, güvenmek istiyordu. İnkar ettiğim özümle yoga sayesinde tanıştım. Bu da denge getirdi hayatıma.

Eğitim sürecinde boğaz çakrasına yoğunlaştığımız dönemde kendi doğru özüme uymayan tüm ilişkileri, işleri, yavaş yavaş, teker teker eksiltmeye başladım hayatımdan sonra. Kolay olmadı. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, çıkmak gerekiyor o malum konfor alanından. Yerine yenilerinin gelmesi için eskinin yıkılması, parçalanması gerekiyor.

Gerçekten de, konfor alanını terk ettiğim an başladı bendeki daha derin içe dönüş hikayesi. O içten, kalpten hissettikleri, sezdikleriyle, zihnin yürüttüğü mantık arasında bocalayabiliyor bazen insan. Değişimden nefret eden zihin, bizi olan durumu korumaya iterken, cesur kalp, yıkıcı olsa da yeniliklere açık, değişime göğüs gerebilecek olanı fısıldıyor çoğunlukla. İçine dönüp bakmayan kalbin sesini duymadan zihne kanabiliyor.

Kalbime kulak vermenin sonucu yıkıcı bir sürece girdim ben de. Hep varolacağına inandığım şeylerin geçiciliğini gördükten sonra, bir süredir ‘ev’ dediğim yerin artık o şekilde hissettirmediği bir döneme girdim (ve tabii bunun sonucunda iyice merkezimden çıktım.) Evim dediği bir yer olmayınca, yani köklenemeyince, toplan- tılarını unutup günleri bile karıştırırmış insan, bunu öğrendim. İçteki huzursuzluk hissini ve korkuyuysa tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Ama, başlayan değişim anlık olarak canımı acıtsa da, doğru kararı aldığımı bilebilecek kadar yakınlaşmıştım içime. Geri dönmek yoktu.

Yoga, bu dönemde içimi temizleyen şey görevi gördü. Duygularımı bastırmak, inkar etmek yerine üzerlerine gittim. Acının çevresinden dolanıp yolu uzatacağıma, tam içinden geçtim. Bu cesareti ve metaneti belki de bacaklarım yansa da çıkmadığım bir savaşçı 2 pozundan aldım, kim bilir.

Yoga yapanlar her zaman sakin, olaylar karşısında tepkisiz kalan insanlar değil, duygularını inkar etmeyen onlarla yüzleşen ve duyguların gelip geçiciliğinin farkında olup, nasıl tepki vereceklerini ona göre seçen insanlar oluyorlar. Yoga iyi hissettirmek değil, olan, olup bitenle yüzleştirmek için var. Ben de 1-2 ay kadar, her yoga dersi sonrası havlumu çektim yüzüme ve yanaklarım sırılsıklam olana kadar ağladım Savasana pozlarında. İyi hissetmek için gidiyor olsam kaçmam gerekirdi bu dönemde yogadan. Kaçmadım, devam ettim. Yoga öyle hisler açığa çıkardı ki, bastırsam aylar ya da yıllar sonra bile beni gafil avlayacak ne varsa gözlerimden akıttım, temizledim içimi.

İçim arındıkça, bir düğüm gibi çözüldü her şey. Ben özüme sağdık kalıp istediğim ve istemediğim ne varsa ifade edip o şekilde davrandıkça ihtiyacım olan ne varsa bulmaya başladı beni. Kati bir son ve kararlılık sonucu aylardır hissedemediğim aidiyet hissini ‘benim’ dediğim ve tam zamanında karşıma çıkan yepyeni bir evde buldum sonunda. Yavaş yavaş rayına girmeye başladı her şey. Duygular en yoğun halleriyle yaşanıyordu ama gelip geçiyordu en nihayetinde. Duyguların tabiatı buydu. Değişkenlik. Her şeyin bir sonu olduğu gerçeğini bir kere kabullenince, an’a daha rahat odaklanabiliyordu insan. Ben de öyle yaptım.

Ayın yarısında kapatıp dünyanın başka bir köşesinde keşfe çıktığım, oralardan taşıdığım ufak tefek anılarımla, benim olan bu evde köklenme hissini yaşadım. Birkaç ay boyunca o son pozda gözlerimden akan yaşlar, son zamanlarda gözlerimi kapadığımda derinden hissettiğim bir şükran duygusuna bıraktı yerini. Meğer kendini dışardan, bir başkasının göz bebeklerinin yansımasından değil de, ta içinden gördü- ğünde anlayabiliyormuşsun esas istediklerini. Huzursuz hissettiğinde yeniden huzur bulmak için mevcut ne varsa yıkmak gerekebiliyormuş bazen. Sonunda geldiğin yer, kendinsin ve dünyanın neresinde olursan ol, evindesin.

yaşasın sarı bisiklet hareketi

yaşasın sarı bisiklet hareketi

Seyahat editörlüğü yaptığım Yoga Journal Türkiye‘de Eylül Ekim sayısında yayımlanmış Eve Dönüş konulu yazım Eve Dönüş! Mayıs – Haziran sayısı itibariyle Gezi Editörü olarak dahil olduğum Yoga Journal Türkiyeailesiyle 2 sayıyı, 4 ayı...

Processed with VSCOcam with a7 preset

donal’la istanbul turu

donal’la istanbul turu

Seyahat editörlüğü yaptığım Yoga Journal Türkiye‘de Eylül Ekim sayısında yayımlanmış Eve Dönüş konulu yazım Eve Dönüş! Mayıs – Haziran sayısı itibariyle Gezi Editörü olarak dahil olduğum Yoga Journal Türkiyeailesiyle 2 sayıyı, 4 ayı...

donal-skehan-istanbul

YORUMLAR

  • Sena Onur diyor ki:

    Ne güzel yazmışsın. 1 senedir Yoga’ya başlamaya çalışıyorum. Bir şekilde erteliyorum. Belki de hiç bilgim olmadığından, neresinden nasıl başlanacağını bilemediğimden. Bana yardımcı olabilir misin ? Grup derslere mi katılmalıyım mesela ? Önerebileceğin bir yer var mı ? Çok çok teşekkürler,
    Sena

YORUM EKLE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir