Dün gece Okan Bayülgen’in konuğu olarak Muhabbet Kralı isimli programa katıldım. Her şeyden önce ‘deneyim’ oldu benim için. Konu ‘internette daha mı mutluyuz’ sorusu çerçevesinde gelişecekti, bambaşka şeyler de tartışıldı. Beni tanımayan, twitter’daki cizenbayan’ı bilmeyen bir çok insan tarafından çeşitli konularda eleştirilmişim. Sanırım bana söz hakkı doğuyor. Çok konuşmadığımı gördünüz, öyle bir iddiam hiç olmadı, daha iyi olduğum yazıyla cevap vermek istiyorum:

 

Dün geceden sonra bu kız boş, hiç konuşmuyor denmiş bolca. Türkiye’de kadın olmak neymiş bir kez daha anladım sayelerinde. Birazcık eliniz yüzünüz düzgünse aptalsınız, bu kadar. Ben eminim ki çok konuşsaydım da ‘ünlü olmaya çalışıyor, dikkat çekmeye çalışıyor’ denecekti. Çok konuşmanın marifet olmadığını biliyorum. Şov yapmaya çıkmadım oraya. Bana interneti nasıl kullandığım sorulacaktı. Konu başka yerlere gitti.

Ekşi sözlükte adımı bile doğru yazmaktan aciz bir arkadaşın girdiği entry’ye takıldı bu sabah gözüm. Yazdıklarıma bakma zahmetine dahi girmeden yalnızca ekranda duruşumun kafasında yarattığı ilk izlenim ile ‘discorium’dayım, bebek’te latte içtim’ gibi şeyler yazarak bu takipçi sayısına ulaştığım kanısına varmış. Önyargının gelebileceği noktaya hayret ettim. Çirkin sayılamaycak bir kadınım ya, düşünmeme üretmeme ne gerek var değil mi? Erkek egemen bir toplumda kadınlar televizyonda süs. Dahası değiliz. Bu yüzden internetimde mutluyum ben.

Televizyon izlemeyen bir insanım. Tahamül edemiyorum televizyon içeriğine. Ortalama zekalara hitap eden, izleyeni aptal yerine koyan, büyük paraların döndüğü vicdansız bir endüstri televizyon endüstrisi. İstediğim içeriğe -bilgiyse bilgi, eğlenceyse eğlence- biraz araştırıp ulaşabildiğim, çok daha hızlı ve pratik olan interneti bu yüzden tercih ediyorum bilgi ve haber alma kaynağı olarak.

Televizyon bitiyor zaten ve televizyoncular da bunun farkındalar. Dün gece ne olduğu belli olmayan, bilim çevrelerinin bile üzerinde mutabık olmadığı bir konu (ki konu başka yerlere çok saptı) hakkında 4 saate yakın süreyle konuşulup bir sonuca varılamayabildiğini gördük televizyonda. Tüm bunlar reyting kaygıları ile yapıldığı için de samimiyetten uzak tartışmalar oluyor genelde. Misal Okan Bayülgen o arayı sigara içerek değerlendirdiği için programa telefonla bağlanmış bir konuğa masada oturan bir konuktan daha çok konuşma şansı verilmesi gibi adaletsizlikler oluyor. Televizyona interneti nasıl kullandığını anlatmak üzere çıkmış bir kızın adının altına ‘internet bağımlısı’ yazılıveriyor. Kız da bunlardan habersiz kendisine interneti nasıl kullandığı ne zaman sorulacak diye bekliyor. Bu yüzden işte vicdansız bir endüstri televizyon.

Televizyon kişileri hiçbir süzgeçten geçmemiş bir kitleye ulaştırıyor. Arayıp sizi bulan değil, evinde göbeğini kaşıyarak oturup zap yaparken ekranda gözü size takılan bir kitlenin önüne atıyor sizi. Göbeğini kaşıyan adam bugüne kadar ne yapmışsınız neler demişsiniz, nasıl başarılarınız olmuş, bunlara bakmadan bir TV programında ünlü olup kendini gösterme kaygınız olmadığı, aile terbiyesi geregi “laf kesmeden” sadece sorulduğunda konuştuğunuz için sizi “boş” olarak nitelendirebiliyor. Herkes beni sevsin herkes beni takip etsin demiyorum. Yazdıklarım ve paylaştıklarım tabii ki herkese hitap etmiyor. Hatta çoğu insanın da hoşuna gitmeyecek şeyler. Bu nedenle ‘hiçkimse’ olduğum halde fikirlerimi naçizane geniş bir kitleye duyurma şansım olduğu için de kendimi şanslı sayıyorum. Dün de beni anlayabilecek insalara da ulaştım elbet, bu da ümit verici bir şey. Blog yazmanın bana maddi bir getirisi yok. Manevi olaraksa ‘ses çıkarma, susmama’ adına yapabileceğimi yaparak, belki 3-5 kişiye farklı bir bakış açısı kazandırarak vicdanımı rahatlatıyorum. Hepsi bu.

Diksiyon dersi al diyenler olmuş bir de. İki kez TV’ye çıkmış olmam da sizi yanıltmasın ünlü olmak gibi bir amacım yok. Zaten mesleğimde, mesleğim dışındaki konularda ve sosyal hayatımda istediğim yerlere gelmiş veya gelmekte olan bir insanım. Televizyondaki sabun köpüğü şöhret değil istediğim. Ama fikirlerim var. Laf kesip kendimi one çıkarmaya çalışarak değil sakin bir şekilde “dinlemek isteyene” aktarmak istediğim. Bunun için de bir televizyon programında söylediklerime değil ticari bir amaç gütmeyen kişisel blog’uma veya twitter adresime bakmaniz gerekecek. Ha buna üşeniyorsanız da bence size söz hakkı doğmuyor.

Gözüme takılan eleştirilerden bazılarıysa sayfamda en az kendi yazdıklarım kadar retweetlerin de olması yönünde. Ben bu durumla gurur duyuyorum. Twitter’da yazdığımdan çok okuyorum. Bir çok insana oranla daha çok kişiyi takip ediyorum. Bunu yapabilmemin sebebi internetin benim için 1. haber alma kaynağı olması. Dediğim gibi televizyon izlemiyorum. Okuduğum, beğendiğim ve binlerce kişiye bir anda ulaşma şansı olmayan kullanıcıların yazdıklarını sayfamda paylaşıyorum. Bunun dışında çok katıldığım fikirleri de paylaşıyorum. Yalnızca yazmak değil önermek ve yönlendirmek de twitter’in bir parçası ve burada retweet’lere büyük iş düşüyor. Uzun zamandır twitter kullanıcısıyım ve twitter bu şekilde verimli oluyor. Bunu kendi bir şey yazamıyor şeklinde eleştirenlerin twitter’a aşina olmadıklarını düşünüyorum.

He bir de şu bana sorulmadan ismimin yanına yazılan bağımlılık konusuna değineyim. Wikipedia kaynaği psikolojide bağımlılığı bireylerin, kendilerinin ruhsal ve bedensel sağlığına ya da sosyal yaşamına zarar vermesine karşın, belirli bir eylemi yinelemeye yönelik önüne geçilemez bir istek duymaları hali olarak tanımlamış. Okulum, sosyal hayatım, iş hayatım veya bedensel sağlığımla ilgili herhangi bir sorun yaşamıyorum. İnterneti etkili ve verimli bir şekilde kullandığıma inanıyorum. Bugüne kadar hayatıma kattıklarından da memnunum.

Uzun lafın kısası bana ayrılan 15 dakikanın sonuna geldik. Ünlü olma, kendini gösterme gibi niyetlerim olmadığından bana soru sorulduğunda cevap verdim, merak edip bakmak isteyenler için de zaten fikirlerimi, çektiğim fotoğrafları, sevdiğim şarkıları paylaştığım kişisel blog’umun ve twitter sayfamın adresleri belli. İsteyen girip takip edebilir istemeyen de etmez, takipçi başına para almıyorum:)

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Elif TANVERDİ

http://www.about.me/eliftanverdi

şifre olsa da olmasa da ygs mağduru kardeşlerim

şifre olsa da olmasa da ygs mağduru kardeşlerim

Dün gece Okan Bayülgen’in konuğu olarak Muhabbet Kralı isimli programa katıldım. Her şeyden önce ‘deneyim’ oldu benim için. Konu ‘internette daha mı mutluyuz’ sorusu çerçevesinde gelişecekti, bambaşka şeyler de tartışıldı....

YGS

YGS

Dün gece Okan Bayülgen’in konuğu olarak Muhabbet Kralı isimli programa katıldım. Her şeyden önce ‘deneyim’ oldu benim için. Konu ‘internette daha mı mutluyuz’ sorusu çerçevesinde gelişecekti, bambaşka şeyler de tartışıldı....

YORUMLAR

Şu an hiç yorum yok.

YORUM EKLE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir