sziget

It was already one of my -I don’t know how many- festivals and there wasn’t anyone amongst the headliners whom I’m dying to see, so to be honest I didn’t go to Sziget with high expectations. But to my surprise Sziget was off the hook! I already listened so many Sziget stories from so many friends and it’s atmosphere also often compared to one of the biggest festivals on planet earth, Glastonbury and I was like, we’ll let’s see but the hungarian festival Sziget blew me off positively. I had a lot of fun on the Island of Freedom. Maybe because I went there with a lot of friends I don’t know, but we LOVED it and we’re definitely going back next year!

bileklikler

englısh comıng soon!

Festival’den notlar:

  • Bu sene 21.’si düzenlenen Sziget Festivali Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de, şehri Buda ve Peşte olarak ikiye bölen Tuna Nehri’nde yer alan Obudai adasında gerçekleşiyor. O kadar şehir içinde ve şehre öyle iyi entegre olmuş ki… Hem şehri gezmek hem de festivalin tadını çıkarmak mümkün!
  • Sziget’te aralarında mekik dokuduğumuz 3 ana sahne dışında farklı tarzlarda küçük küçük sahne ve çadırlar, sirk, plaj, müzeler, workshop’lar, barlar, tiyatro, açık hava sineması, çeşitli oyunlar, bungee jumping ve benzeri onlarca atraksiyon var. Sıkılmanız veya boş bir anınızın geçmesi mümkün değil.

 at

  • Festival 1 hafta sürüyor. Ana sahnelerdeki müzikse Çarşamba gündüz başlayıp Pazar sabaha karşı bitiyor, yani dolu dolu 5 gün!
  • Dediğim gibi ana sahne headliner’ları arasında ölüp bittiğim bir grup yoktu. Ama headliner olmayan gruplar yani festival afişine bakarken alt sıralarda kalan, belki de izlemek için ülke değiştirmeyi göze almayacağımız, ya da daha önce dinlediğimiz, dinlemek için ölüp bitmediğimiz öyle çok da dikkat etmediğimiz underrated gruplar o kadar iyiydi ki.

 grup

  • Line up yine dolu dolu. Mesela bir Glastonbury kadar dolu değil ama düşününce bir gün içinde dinleyebileceğimiz grup sayısı belli zaten. Glastonbury büyüklüğünde bir festivalde çok grup var ama dinlemek istediğiniz çoğu şey çakışıyor. Sziget’te çakışmalar çok az. Her sahnenin konser başlama saati de farklı olduğundan iki grup çakışsa bile az az ikisinden dinlemek de mümkün. Mesafeler de sahneden sahneye koşmaya el veriyor. Yani müzik açısından yine dolu dolu geçti.
  • Çoğu festivale yalnız gidiyorum ya da Duygu’yla gidiyoruz. Müzik dinleyerek yine çok eğleniyoruz tabii ama Sziget’e epey kalabalık bir grup gittik ve haliyle eğlence de katlandı.

 beraber

  • Sziget’te Avrupa’nın pek çok festivalinde olduğu gibi pay pass özellikli kredi kartınızı kullanabiliyorsunuz ya da kart alıp içine para yükleterek o karttan harcama yapabiliyorsunuz. Macaristan parası HUF, yani Forint’i Türk parasına çevirmek için sonundan 2 sıfır atıp biraz geriye yuvarlamak gerekiyor. Biz hep 1000 Forint’i 10 Lira gibi düşünerek harcama yaptık. Aslında 1000 HUF = 8,6 TL

foodcourt

  • Festivalde çeşit çeşit yemek var. Gyros, sosisli, Transilvanya spesiyalitesi şişe dizilmiş dana kadar dana etleri, pizza makarna ne ararsan var…

yemek

  • Bizim favorimiz gurme alanında hazırlanan ruslara has mantı pelmeni’ydi.  Pelmeni, yani içinde domuz kıyması bulunan haşlanmış hamur topları, tereyağı ve maydanoz içinde şöyle bir çevrilerek oldukça yakışıklı şef üniformali abiler tarafından aheste aheste hazırlanıyor. Sonra üzerine sour creme, sirke ve karabiber dökülerek servis ediliyor. Parmaklarımızla birlikte hüplettik. Bir diğer favorimse hemen Sziget Eye’in arkasındaki dondurmacıdaki Mojito-Lime sorbet‘ydi.

pelmeni

  • Bir de en sevdiğimiz bar var. Sziget’in eski müdavimlerine göre Chuck Norris, bize göreyse Chuck’n Bar‘da 5 koktely ya da 1 kova alırsanız 1 t-shirt kazanıyorsunuz. Kartlar var ona damga vuruyorlar, 5 kokteyli de aynı anda almanız gerekmiyor yani. Üstelik bu Chuck Norris bizim Tektekçi gibi. Güzel müzikler, sarhoş olmalar, tanışmalar kaynaşmalar falan.

muzlar

  • Alkol oldukça ucuz. Bira 600 HUF, kokteyller 900-1500 HUF arası (bir de kovalar var, 5800’e kadar gidiyor). Ortalama 1500-2500 HUF’a da karnınızı doyurursunuz.
  • Kova meselesine biraz daha eğilelim. İçkinizi battal boy seviyorsanız, 5 dakikada bir barda sıraya girmek istemiyorsanız, bi kokteyl alalım hep beraber yumuluruz diyorsanız kovalar tam size göre. Böyle baya kumdan kale yapmalık renkli kova olanı da var, orta boy yoğurt kabı gibi şeffaf plastik modelleri de mevcut. Boy boy renk renk model model kovalar, 2500-6000 HUF arası. Sarhoş olmalı.

kizlar3

  • Ya Sziget’in ufak ufak sahnelerinde standlarında çalan DJ’ler çok mash-up meraklısı ya da dünyada yeni moda bu. Hangisi göreceğiz. Sürekli iki şarkı üst üste gidiyor. Biraz ambale oluyorsunuz ama eğlenceli. Konsept miksleyenler de var: Rolling Stones’la Benni Benassi Satisfaction’ı mikslemek gibi.
  • Eğer sterseniz reggea sahnesinin yanındaki standlarda çok uygun fiyata saçınızı ördürebilir ya da renkli renkli iplerle rasta yaptırabilirsiniz. Pazarlık mümkün.

pass

  • Festivale girerken size içinde aynı zamanda programın da yer aldığı bir Sziget pasaportu veriliyor. İçini baya baya pasaport gibi tasarlamışlar. Fotoğraf yapıştırıp ad soyad bilgilerinizi doldurup kişiselleştirmeniz mümkün. Bir de farklı farklı venue’lerde pasaportunuzu damgalatarak en sonunda Sziget Immigration Office’ine gidip Green Card’ınızı alabilyorsunuz. Ne işe yaradığı hakkında hiçbir fikrim yok.

yumurtalar

  • Orjinal Merchandise’lar çok çeşitli ve tasarımları güzel. T-shirt dışında dövme, anahtarlık, mug gibi pek çok şey var.

merch

  • Budapeşte’deki ünlü mekanların uzantıları ya da sahneleri var burada. Instant Bar ve A38 gibi. Ortamları mükemmel.
  • Gittiğim çoğu festivalde geceleri kamp alanı dışında bir yere dönmek ya neredeyse imkansız ya da çok zor ve zahmetliydi. Bu yüzden normalde festivallerde çadır kurup kamp alanında kalmayı tercih ediyorum. Festivale beraber gittiğimiz Cihan ve Ece otel ya da ev diye tutturunca e ben de zaten şehri görmek istediğim için airbnb’den Budapeşte’nin içinde bir ev kiraladık.

cihanla

  • Eve dönüşlerimizse şu şekilde sorunsuz gerçekleşti: Festival çıkışı çok uzun gözükse de maksimum 15 dakika beklediğimiz taksi sırası sonunuda festival görevlileri bizi anlaşmalı taksilere bindirdiler. Trafik yok, her gece ortalama 15 dakika sonra evdeydik. Üstelik fiks tarifeler var: Bizim kaldığımız yer 2600 HUF tutuyordu. 4’e bölünce oldukça uygun bir fiyat.

sziget

  • Gündüz festivale gitmek için de yine taksi tercih ettik. Ama dikkatli olmak lazım. Budapeşte’de sabit bir taksi tarifesi yok, farklı fiyatlar uygulayan çeşitli firmalar var, bazısı uzun bazısı kısa mesafede mantıklı gibi düşünebilirsiniz. Yoldan çevirdiğiniz taksinin km başına kaç HUF yazdığına bakmanızda fayda var, camlarında yazıyor. Eğer taksiyi telefonla arayıp çağırırsanız km başı fiyat daha da düşüyor.
  • Festivale gidip gelmek için taksi dışında metro, otobüs ya da bot da tercih edebilirsiniz. Biraz daha zahmetli ve uzun sürse de gerçekten çok hesaplı. Haftalık 29 Euro’ya alacağınız Budapest CityPass ile toplu taşıma araçlarına ücretsiz binmenin yanısıra bazı müzelere bedava bazılarına indirimli giriş gibi güzellikler de düşünülmüş. Özellikle çadırda kalıp gündüzleri şehri gezmek için alandan çıkacaklar için çok mantıklı bir seçenek.

 IMG 7720

  • Dev çadır olan sahnelere tek bir yerden giriliyor, çıkışlarda ise güvenlik görevlileri duruyor, buralardan girilmediği için izdiham önlenmiş oluyor. Girişlerde de tek tek girmenizi sağlayan bariyerler konulmuş. Bazı konserlerde kapıda beklememiz gerekse de insan gibi girdik içeri hep. Üstelik görevliler bu kuralı istisnasız uyguluyorlar. Gündüz ana sahnede çalan Mystery Jets’in üstelik de koltuk değnekli solisti Woodkid konserine çıkıştan girmek istedi ama görevliler artist pass’i olmasına rağmen onu da ana girişe yönlendirdiler.
  • Mystery Jets gibi Sziget’te sahne alan pek çok isim işleri bittikten sonra halka karışıp eğleniyorlar. Hayran kaldığımız !!! performansından sonra solistini görüp süperdiniz diyebilmek güzel.

ortamm

  • Sziget çok uluslu bir festival. Özellikle Avrupa’dan ama genel olarak her yerden insan var. Kültürler kaynaşması gibi.
  • Sziget’te yeni arkadaşlar edinmek de çok kolay. Ben bungee jumping izlerken parmağını gözüme sokan kız ve arkadaşlarıyla kaynaşmamız 1 dakika içinde oluveriyor. Özür dilemek için bana ne ikram edeceklerini şaşıran simle kaplı grubun erkeklerinin gözüne kalem çekerken buluyorum kendimi. Sonra beraber dans ediyoruz biraz.

gozluklucocuk

  • Her gün saat 7’de ana sahne önünde özel partiler oluyor. Çarşamba balon partisi, perşembe rüzgar gülü partisi, cuma plaj topu partisi cumartesi ise renk partisi yapıldı. Malzemeleri festival temin ediyor. Size saat 7’de ana sahne önünde bulunup eğlenmek düşüyor. Özellikle Cumartesi günü renk partisi çok eğlenceliydi. Havada toz bulutlarını görünce müdahale varmış gibi hissettik ilk başta ama bu rengarenk toz ne burnumuzu ne gözümüzü yaktı. Çocuklar gibi şendik. Yıkayınca kıyafetlerimizden de leke bırakmadan çıktı. Sahi Holi festivali İstanbul’da da yapılsa keşke…

 eller

  • Hava ilk günler çok sıcaktı. 43 dereceyi gördük. Daha ilk gün festivale girer girmez su tabancalı saldırılar başladı. İlk başta anlam veremedik ama bu aslında iltifat, size iyilik yapıyorlar. Herkes üstsüz, kızlar bikinili, terden saçlar yapış yapış vücutlar sırılsıklam ama kimse umursamıyor. Su tabancalı bir iyilik meleği yoksa etrafta, ana sahnede gündüz sıcak saatlerde sahne ile ses kulesi arasına gerilmiş hortumlardan püskürtülen su sayesinde serinliyoruz. Beraber duj?

  • Sziget’te konser izlemek de çok keyifli. Festival / müzik konusunda katı bir İngiliz hayranıyım ama Sziget bu konudaki ön yargılarımı yıktı. Sahne önleri inanılmaz kalabalık değil ama her müziğin ateşli fanları da var ve onlar genelde daha önlerdeler. Yine de konser başladıktan sonra bile en önlere gidebilirsiniz ya da arkalardan müziğin keyfine varabilirsiniz. Gerçekten herkes çok rahat kafada.

eglence

  • O kadar festivale gittim ama hayatımın ilk iki crowdsurf’ünü Sziget’te yaptım. İlki Woodkid’de ikincisi ise Empire Of The Sun’da. Harika bir şarkı çalarken, ellerini açıp, kendini tamamen bırakıp, tanımadığın ama bedenini emanet ettiğin onlarca insan üzerinde süzülmek muhteşem bir his. Sıfır elleme, sıfır taciz. Hatta önümüzde crowdsurf yapan bir çocuğun cüzdanı düştü, hep beraber verdik falan. Sziget’te o Gezi Parkı’ndaki birliktelik ve güven duygusu var.

crowdsurf

  • Coşku muhteşem. Sürekli omuzlarda kızlar erkekler. Boys Noize kudurması esnasında aynı karede eller ve ayaklar yakalamışlığım bile var. Üçlü kuleler yapanlar, ayağa kalkanlar akrobatik fanatizm gırla. Herkes kendini müziğe teslim etmiş dans ediyor. Kimse saçını başını akan makyajını terini umursamıyor. Sanatçılar da sık sık seyircilerin arasına giriyor zaten.

ellerayaklar

  • Mika konserinde annesiyle babasının omuzlarında üzerinde I’m from the UK yazan bir örnek official Sziget t-shirt’leriyle bütün şarkıları ezbere söyleyen kızlar vardı bir de, bayıldık. Onların yaşında böyle bir festivali deneyimlemek isterdim. Özendim.
  • Kostüm konusunda İngilizler kadar manyak olmasalar da burada da epey kostümlü insan vardı. Biz kostüm giymedik ama saçımızı boyadık, yüzümüze simler sürdük çıkartmalar yapıştırdık.

cikartmalar

Biraz da dolu dolu 5 gün boyunca dinlediğimiz performanslardan bahsedeyim:

Çarşamba

Çarşamba Budapeşte’de ilk günümüzdü. Uçaktan inip eve yerleşir yerleşmez festivale gitmemize rağmen erken saatlerde olan Chase & Status ve Everything Everything kaçtı. Everything Everything’i Open’er’da dinlemiştim. Bu sene Rock’n Coke’a da geliyorlar. Orada dinleriz artık.

Kapıda akreditasyon işlemimizi hızlıca halledip Sziget’i keşfetmeye koyulduk. Oyuncaklarla haşır neşir olup Szitizen’lara karıştık. Sonra ana sahne ile A38 çadırı arasında kalan Colosseum’da hemen dansa başladık. Cartridge & Stillhalter o kadar iyi çalıyordu ki üzerine ana sahnede Nick Cave -hayranları kusura bakmasın ama- hiç açmadı. Geri dönüp Colosseum‘da dansa devam ettik.

colloseum

Sonrasında uzun zamandır dinlemek istediğim hatta Haziran’daki İstanbul konseri Gezi direnişimiz sebebiyle iptal olan Bat For Lashes‘ı dinledim nihayet. Natasha’nın enerjisi onu canlı izledikten sonra daha da sevdiğim sanatçılardan biri yaptı. Sesi, sahne duruşu falan insanın sevmemesi mümkün değil bence. What’s a Girl To Do, Daniel, Laura gibi şarkıların hakkını verdi.

batforlashes

Sonrasında aynı sahnede Totally Enormous Extinct Dinosaurs‘la 10 aylık hasretimi giderdim. Pitchfork’daki kadar olmasa da dançılarla ve ışıklarla oldukça görkemliydi şovu. Zaten inanılmaz cool bir adam. Bol bol dans ettim. Sonra da ilk gün yorgunluğuyla Feed Me’yi es geçip eve döndük.

teed

Perşembe

Aşırı aşırı sıcak sebebiyle festivale biraz geç gelip Regina Spektor’ı kaçırdık bu defa da. Güne ana sahnede Dizzee Rascal‘la başladık. Yukardan püskürtülen su insanların su tabancaları sayesinde ara ara serinleyerek kan ter içinde dans ettik. İngiliz rapçi eğlenceli hatta komik şarkılarıyla eğlendirdi.

dizze

Ana sahnedeki rüzgar gülü partisinden sonra bu kez Biffy Clyro izledik. Yılların grubu Biffy Clyro da aslında oha izlemeliyim diye ölüp bitip uğruna festival değiştirmeyeceğim bir grup olsa da izlemesi oldukça keyifliydi. Külliyat çok olunca setlist de uzadı ve 1 saatten uzun sahnede kalıp 20’ye yakın şarkı çaldılar. 57 ve Black Chandelier’yi canlı izlemek Sziget’e gelirken hiç hesaba katmadığım çok güzel bir duyguydu.

 biffyclyro

Biffy Clyro’dan sonra yine bir gençliğimizin grubu ile karşı karşıyaydık. A38 sahnesinde Bad Religion‘ın artık yaşını başını almış üyelerinin seslendirdiği 21 Century Digital Boy, Punk Rock Song, American Jesus gibi klasik şarkılarla coştuk. Bir ara en önlere kadar gidip pogo yapan terli ve iri grupla beraber biz de zıpladık, circle’ların içinde kaldık. O şarkılar çalarken Ece de ben de 16 yaşındaydık.

badreligion

Bad Religion’dan sonra yine Colosseum’da takıldık. Sonrasında Berk yorgunluktan Sziget’e gitmeden ‘Sziget’te biz’ diye kendi aramızda eğlendiğimiz sticker modeli oldu.

szigetteberk

Cuma

Güne ana sahnede Mystery Jets‘in sonuna yetişerek başladım. İnanmayacaksınız ama gitarist William’ın geçen sene Reading’de giydiği aynı püsküllü süet ceketi giyiyordu, hem de bu sıcakta. Sonuna yetiştiğimden pek çok sevdiğim şarkıyı kaçırdım ama genel olarak keyifliydi. Solist Blaine Macarca birşeyler söyledi ve seyirciden tepki alamayınca yanlış telaffuz ettiğini düşündü ama bence seyirciden tepki alamasının sebebi seyircinin bir şey anlamamasıydı. Evet Macaristan’dayız ama hepimiz Macar değiliz. Dediğim gibi çok uluslu bir ortam burası.

mysteryjets

Mystery Jets’ten sonra ana sahnede bu defa Haziran’da İstanbul konserleri ertelenen !!! (chk chk chk) vardı. Özellikle SXSW sonrası dinlemeye başladığım ve çok sevdiğim bir gruptu ama sahne şovları, enerjileri ile kalbimde bambaşka bir yer edindiler. Frontman Nic sahneye boxer’la çıktığı ve şarkıları kendiyle dalga geçen şuh hareketlerle söylediği için neredeyse gülmekten konsere odaklanamadık. Yüksek tempolu punk / dance şarkıları yapan !!!’in harika bir sahne insanı olan frontman’leri Nic dışında grup olarak da harika bir enerjileri var.

chkchkchk

Sahne önünde herkes dans ediyor ve herkes çok mutluydu. Konserin sonlarında Nic seyircilerin arasına indi. O diva hareketlerini yaparken seyirciler üzerine su döktüler (dediğim gibi bu bir iyilik). Konserin en sonunda ise Nic sahnenin ortasına sırılsıklam t-shirt’ini çıkarıp kollarını havaya kaldırıp sıktı ve ağzını açıp t-shirt’ten akan suları bi güzel içti. Karşılıklı kusmadığımız için çok mesudum.

!!!’den sonra saatler 19:00 olduğunda Cuma partisinin oyuncağı dev plaj toplarıydı. Szitizen’lar olarak zıplayıp dev toplara vurmaya çalışarak çok eğlendik.

 beachball

Beach Ball Party’den hemen sonra Party Arena’da Booka Shade‘le ölüp bittik. Çok ama çok iyiydi. Doğu Avrupa izleyicisinin çok sevdiği havalar bunlar. O yüzden bu seyirciyle Booka Shade izlemek de ayrı bir keyifti. İki sene önce İstanbul’da DJ Setlerine gitmiştim Booka Shade’in. Alakası yok. Canlı izlemek bambaşka tabii ki. Bir yerde denk gelirseniz sakın kaçırmayın. Hiç düşmeyen tempoya hayran kalacaksınız.

bookashade

Booka Shade sonrası Ana Sahne’de Blur, A38’de ise Peter Björn & John vardı. Blur’u daha yeni izlediğim ve Tender, Song II, Boys & Girls falan güzel şarkılar ama başıma bir şey gelmeyecekse Blur’den ve özellikle Damon Albarn’dan pek hazzetmediğimden kelli tabii ki A38’de Peter Björn & John dinledim.

peterbjornseyircili

Çok güzel ve tempolu konser oldu, çok eğlendim. Özellikle Second Chance ve Young Folks’da inanılmaz coştuk. Önümüzdeki günlerde Peter Björn & John Türkiye’ye gelecekmiş yani onları burada da dinleyeceğim ama yine de seçimimden pişman değilim.

peterbjornjohn

Peter Björn & John sonrası A38’in bu seferki konuğu Woodkid‘di. Blur’un de bitmesiyle çadır inanılmaz kalabalıklaştı. Aynı zamanda grafik tasarımcı ve klip yönetmeni olan Fransız müzisyenin konserine ilgi çok büyüktü. Kapıda bizimle birlikte Mystery Jets’in elemanları da içeri girmek için epey bir çaba sarfettiler (Woodkid aynı zamanda Mystery Jets’in klibini de yönetmiş.) Çok sinematik, çok güzel bir konserdi. Sahnede bolca vurmalı çalgı ve onlarla senkronize görseller vardı ve konserin atmosferini çok iyi yönde etkiliyorlardı. O kadar kalabalıktı ki önlerden değil arkalardan ama Berk’in omzunda izledim konseri. Bir ara, Run Boy Run’da havaya attı beni ve ilk crowdsurf’ümü de yapmış oldum. İnanılmaz bir duygu.

woodkid

Sonrasında hemen Party Sahnesi’ne gittik. Dağılan efsane house grubu Swedish House Mafia’nın Sebastian Ingrosso‘su tempoyu inanılmaz yükseltmiş, zemin müsait, herkes delice dans ediyordu. Hemen biz de ortamın içine girip dans etmeye başladık. Işıklar, lazerler, sahneden püsküren buharlar, konfetiler herşey mükemmeldi. Sziget seyircisi özellikle de bu tarz müzikte bence 10 üzerinden 10.

ingrosso

Konser bitince A38’de Technokunst DJ’leriyle dans edip eve yollandık. Cuma gerçekten efsane bir gün oldu.

Cumartesi

Cumartesi günümüz ana sahnede Enter Shikari ile başladı. Yaptıkları mainstream bir ana sahne müziği olmadığı halde, sıcağa rağmen sahne sağlam fena bir kalabalık vardı. Sağa sola tırmanıp bağırıp sonra da merak etmeyin terapiye gidiyorum diyen frontman Rou her fırsatta tahmin edilebilir müzik yapmak istenediklerini dile getirdi. Alternatif metal ve hardcore öğelerini electronic altyapılarla harmanlayıp araya drum & bass ve dubstep serpiştirerek gerçekten de bir sonraki hamleyi tahmin edemeyeceğimiz bir performans sergilediler. Prodigy’den de destekli Enter Shikari’nin metal bira fıçıları üzerinde yaptıkları davul şovu; sahne şovu ve yaratıcılığın güzel bir kombinasyonuydu. O sıcakta circle ve pogo yapanı eksik olmadı.

shikari

Enter Shikari sonrası basılı line-up ve app arasında bir uyuşmazlık oldu yine. Biz Editors beklerken ana sahnede başka bir grup vardı. Normalde line-up’da olan ama daha sonra yorgun olduğu için Sziget konserini iptal eden Azealia Banks’in yokluğundan kaynaklanan karışıklıklar olabileceğini düşündük. Sahi Azealia da olsa ne eğlenirdik.

nneka

Budapeşte’de yüzen bir gece kulübü ve canlı performans merkezi olan A38 sahnesinde Nnkea performansına göz attıktan sonra partilerin en eğlencelisi Color Party için ana sahne önünde hazır ve nazırdık. Renk torbalarının nerede dağıtıldığını görememiş ve ilk etapta birer tane edinememiş olsak da saat tam 19:00 olduğunda ‘Smack my bitch up’ eşliğinde havada uçuşan toz boyalardan biz de nasibimizi aldık. İlk başta gördüğümüz toz bulutu rengarenk olmasa müdahale başladı diyecek kadar etkilenmiş bilinç altımızı biraz mutlu şeylerle beslemeye karar verdik.

boya

Kıyafetlerimiz saçımız başımız her yerimiz boya olurken çok ama çok eğlendik. Ağzımıza gözümüze kaçsa da hiç rahatsız etmedi bu boyalar. Heja’nın da dediği gibi biber gazından sonra ilaç gibi geldi. (Boyalar kıyafette kalmıyor, yıkanınca çıkıyor. Aslında Ece’nin saçı tam istediği renk olmuştu, keşke çıkmasa dedi)

colorparty

Renk partisinden sonra Party Arena’da Dub Fx izledik. Çok ama çok yetenekli aynı zamanda enerjiye inanan pozitif bir insanmış bunu öğrendik. Ağzıyla o an canlı kaydettiği beat’leri loop’a alıp üzerine yaptığı farklı tarz vokallerle kendine hayran bıraktı. Sahnede pedallar ve mikrofon dışında entsrüman yok ve harika bir müzik var. Hem reggae hem hiphop vokallerinde inanılmaz başarılı Dub Fx’in performansını hayranlıkla ve dans ederek izledik. Rock’n Coke’a da geliyor. Sakın kaçırmayın.

dubfx

Biz Dub Fx dinlerken Türkiye konseri ertelenen Emiliana Torrini‘yi bir kez daha kaçırmış olduk. Umarım yetkililer sesimizi duyar ve İzlandalı şarkıcıyı yeniden booklarlar.

Dub Fx sonrası Hadouken! veya Mika arasında tercih yapmam gerekti. Normal şartlarda Hadouken’i tercih eder coşar zıplardım sanırım ama Ece’nin Mika aşkı, benim daha önce Hadouken dinlemiş olmam ve Mika’yı hiç canlı izlememiş olmanın getirdiği merakla Ana Sahne’de Mika dinledik. Konserden çok Disney müzikalı gibiydi. Bayraklar, oyuncaklar falan gerçek bir karnaval havası vardı.

karnaval

Mika inanılmaz yetenekli, sempatik, güzel bir insan ama birbirine çok benzeyen şarkıları bir yerden sonra High School Musical’daymışsınız gibi hissettiriyor. Konseri izleyenler arasında anne ve babasının omzunda, t-shirtlerinde biz UK’deniz yazan iki şirin kız vardı. Bütün şarkıları ezbere söylemelerinden tam olarak hedef kitle olduklarını da anlamış olduk. Mika performansı da konfetilerle ve ışık şovuyla bitti.

mika

Sonrasında ülkemizin sınır kapısını sıklıkla aşındıran Parov Stelar ve grubunu dinlemek yerine Chuck Norris’te içmeli dans etmeli bir eğlence tercih ettik. Pişman değiliz. Gözümüzü alan ışıklar, rengarenk sahneler cezbedince her taraftan farklı müzik fışkıran Sziget ovalarında gezindik biraz da. Heja, Hazal, Ece, Berk ve benim yeni eğlencemiz tek başına duran, oturan ya da dans eden insanların etrafını ‘Hüloğğğ’ nidalarıyla çevirmek oldu. Bizle birlikte zıplayanlar ya da şaşıranlar ya da beraber fotoğraf çektirenler oldu. Çok eğlendik.

Daha sonra bizden bir üst jenerasyonun ‘oo zamanımızın iyi DJ’i, babadır’ falan diye çok gazladığı John Digweed’e verdiğimiz 15 dakika sonucu bizi açmadığına karar verip Magic Mirror’da dans eden kalabalığa karıştık. Yine, pişman değiliz. Festivalin güzelliklerinden biri de yemek standlarından birinin Mc Donalds olmasıydı bence. Önündeki kuyruk iddialı olmasına rağmen bekleyip Mc Nugget’ları gecenin bi yarısı mideye gömdük. Alkol, dans ve müzik üstüne çok iyi geldi. Bak tekrar ediyorum, pişman değiliz.

elelrhavaya

Pazar

Son gün biraz daha geç katıldık Sziget ahalisine. Ana sahnede Franz Ferdinand‘ın en gaz şarkılarıyla coşarak başladık sahneden sahneye koşturma maratonuna. Üst üste This Fire ve Take Me Out çalarak hayır duamızı aldı İskoç dörtlü. Yine omuzlarda zıplayarak eşlik ettik. Daha sonra bütün grup elemanlarının ikişer baget alıp davul başına geçtikleri ve emprovize şekilde yardırdıkları o muhteşem an sonrası çok güzel party anthem’ler yazan bir grup olmaktan bir adım ötesi oldular gözümde. Tek kelimeyle muhteşemdi. Zevkten kulaklarıma vardı ağzım. Cidden helal olsun.

franzferdinand

Franz Ferdinand’da sonra Party sahnesinde Empire Of The Sun‘ın muhteşem müziği ve sahne şovları ile büyülendik. Yine herkes omuzlardaydı ve ben de ikinci crowd surf’ümü burada yaptım. Kostümler, dansçılar, danslar, ışık ve müzik ile gerçek dışı bir performans izledik. Çok sevdiğim ve daha önce hiç canlı izlemediğim Avustralyalı grup benim için Sziget’in en önemli performanslarından biriydi.

 empire

Sonrasında ben 4. kere izleyecek olmama rağmen Berk’in en sevdiği gruplardan biri olması ve illa benle izlemek istemesi sebebiyle Empire of The Sun’ın bis’ine kalmadım ve A38’e koşturdum. Ana Sahne’de David Guetta olduğundan o civarda koşacak yer yoktu ama yılmadım.

Bundan önce bir kez Amsterdam’da kendi konserlerinde, sonra Glastonbury ve Open’er festivallerinde izlediğim Tame Impala‘nın en beğendiğim performansları Sziget performansı oldu. En ateşli kalabalık buradaydı. Fuck David Guetta dedi anamdan babamdan çok gördüğüm Kevin. İzleyicileri crowd surf’e teşvik eden demeçler verdi. Gereği yapıldı.

tameimpala

Biz de Berk’i uğurladık yaban eller üzerine. Diğer festivallerde tını mını çalıp inen Tame Impala burada coşturdu. Biz de birikte coşacak Avusturalyalı arkadaşlar edindik. İyi ki daha önce izledim başka şey izleyeyim dememişim. Çok güzeldi. Ama bis yapmadılar.

arkadaslar

Empire of the Sun, Dub Fx, Tame Impala gibi gruplarla Avusturalya’ya olan sevgim ve saygım katlandı. Tame Impala sonrası David Guetta’nın sonuydu ve Sziget’in kapanışı şerefine yüzlerce havai fişek atıldı. Biz çadırdan çıkarken sahnenin arkasında kaldığımız için ancak arkadan görebildik.

Buradan yine Party Stage’e gidip önce Erol Alkan sonra Boys Noize ile kudurduk. Kıbrıs kökenli ama Londra’da ikamet eden ve line up’larda da isminin yanında UK olan Erol Alkan mix’lerine ayrı setlerine ayrı bittiğim bir DJ. Sziget’te kışın İstanbul’da çaldığına göre daha sert ve derin çaldı. Oben, Alex, Berk ve ben 1 saat aralıksız dans ettik. Bu adam şu işin ansiklopedisini yazsın da alıp okuyalım.

erolalkan

Seti bitip sahneyi Boys Noize‘a devrettiğinde kalabalık bir anda 3-4 katına çıktı. Biz çok önlerde kaldık, en ateşli kalabalığın arasında. Sağımızda solumuzda sürekli çemberler açılıp atom parçaları gibi çeperlere çarpıldı. Bir kere iki circle’ın arasında kaldık. Baya sert baya iyiydi. Sziget’i bu performansla noktaladık.

boysnoize

Bir kez bile beach’e gidemeden, sirk izleyemeden geçti Sziget ama çooook eğlendik.

Sonuç olarak Sziget’e gidilir. Hem de line-up’a çok takılmadan. Bizim bu sene patates dediğimiz line-up bile bence efsaneydi. Ayrıca Sziget’in ortamı kesinlikle görülmeli.

Sziget’e gitmek için Sziget Türkiye’nin konaklamalı ya da konaklamasız festival paketlerine göz atabileceğiniz gibi bizim gibi herşeyinizi kendiniz de ayarlayabilirsiniz. Biz uçak biletimizi Wizz Air’dan THY’dekinin yarı fiyatına aldık (1 hafta kala almamıza rağmen 160 Euro) Airbnb’den de şehrin ve müthiş bar ve kafelerin tam merkezinde uygun fiyata bir ev tuttuk (4 Kişi geceliği toplam 60 Euro)

budapest

Wizz Air’dan bilet alıp, 29 Euro’ya bir city pass alıp festivalde de çadırda kalmak en uygun seçenek oluyor sanırım. Festival bavulu hazırlamak; kamp için yanımıza almamız gerekenler ve Wizz Air, Ryanair gibi budget havayollarını kullanırken dikkat edilmesi gerekenleri başka bir yazıda derleyip sizlerle ayrıca paylaşacağım. Budapeşte notları ise yolda. Esen kalın.

Glastonbury 2013

Glastonbury 2013

It was already one of my -I don’t know how many- festivals and there wasn’t anyone amongst the headliners whom I’m dying to see, so to be honest I didn’t...

glasto

sxsw 2013

sxsw 2013

It was already one of my -I don’t know how many- festivals and there wasn’t anyone amongst the headliners whom I’m dying to see, so to be honest I didn’t...

austinguzelduvar

YORUMLAR

Şu an hiç yorum yok.

YORUM EKLE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir