sonos

 

Öyle Pitchfork Paris veya Reading gibi bütün festivali, tüm performansları izleyip full bir coverage yapılacak bir festival yazısı değil bu, baştan uyarayım. The Away Days ile dijital müzik platformu muzikicinefes.com sponsorluğunda katıldığımız SXSW’de başımızdan geçen olayları okudukça festivalde ne yapılır ama daha çok ne yapılmaz o konuda bilgilenebileceğiniz bir yazı daha çok.

Festival modunda olduğu için Austin’i tanımak, anlamak pek mümkün değil. Benimkisi en az müzik kadar yemeğe de odaklı bir Austin macerası oluyor zaten onu da itiraf edeyim. South by south bbq tarzında. 1 hafta sonunda kaç kilo alıp eve döndüğümü tahmin edene 1 yıllık bbq sosu hediye ediyorum. Bu fırsat kaçmaz. Yine de olur da konser izlemeye ya da çalmaya giderseniz bir gün South by Southwest’e, birazdan okuyacaklarınızın faydalı olacağına eminim.

latitudeonu

South by Southwest hakkında bilmeniz gerekenler ve bir hayatta kalma rehberi için buraya tıklayın.

The Away Days ile South by Southwest Günlüğü içinse şöyle buyrun:

11 Mart Pazartesi

Kuduz yolcu panikli, saçmalamalı ve nihayet 1-2 viskiden sonra uyumalı (diğer yolcular da rahat bir nefes aldı) 12 saatlik uçuştan sonra NY’dayız. Bavulları alıp upuzun bir pasaport kontrolü kuyruğundan geçip terminal değiştirip biraz da hava alanı mağazalarında oyalanıp American Airlines’ın Austin uçağına biniyoruz. Uçak adeta müzik sektörünü Austin’e taşıyor. Hipster müzik yazarları, müzisyenler, plak şirketleri, menajerler: herkes sektörden. Zaten AA SXSW’in sponsorlarındanmış, bileti alırken bilmediğimiz için indirimden faydalanamadık. Bir de üstüne check-in’de verdiğimiz her bir bavul için 25’er dolar aldılar bizden. Gitarları falan yanımıza alabildik neyse ki. Aklınızda bulunsun enstrümanla yolculuk edecekseniz uçağa erken binmekte fayda var, başüstü dolapları doluyor hemen. Uçakta wireless vardı ücretsiz ama dönüşte ücretliydi. American Airlines Pegasus’la THY arasında bir yerlerde, tam karar veremedim. Yemekler ücretli ama alkolsüz içecekler ücretsiz ve birkaç sefer servis yapıyorlar. Hostesler de oldukça kibar.

boyz

Akşam saatlerinde Austin Bergstrom Uluslararası Havalimanı’na geldik. Aşırı kalabalık ve herkesin enstrümanı var bizim gibi. Şehre sadece birkaç bini official olmak üzere on binlerce müzisyenin akın ettiğini düşünürseniz normal. Burada müzisyen olmak pek havalı değil yani. Havaalanında da bagajların alındığı bantların ortalarında dev gitar heykelleri var. ‘Live music capital of the world’ olma iddialarında, festivalde her gün 10‘larca mekanda 100‘den fazla konser olduğunu düşünürseniz haklı olabilirler.

austinhavaalani

Bavullarımızı aldıktan sonra önceden rezerve ettiğimiz kiralık aracı almaya gidiyoruz. Arabadan çok kamyona benzeyen dev pimp aracımızı grubun en küçüğü benim kullanacağımı duyanlar şaşkın. Grup elemanları daha sonradan baya hip-hop’a sardı. Şimdi suçu bu aracı seçen kendimde arıyorum.

pimp araba

Festival yoğunluğu sebebiyle navigasyon cihazları kalmadığı için iş benim yurtdışı internet paketime ve Berk’in co-pilot’luğuna düşüyor. iPhone harita app’inin bozuk Türkçeli ve şamata İngilizce telaffuzlu yol tarifiyle airbnb’den kiraladığımız şehir dışındaki göl evimize varıp 20 saatlik yolculuğun yorgunluğunu atmak üzere derin bir uykuya dalıyoruz.

12 Mart Salı

Gece klimayı keşfedemediğimizden sabah donarak uyanıyoruz. Erken saatlerde burada hava gerçekten buz gibi. Bize öyle bir bilgi gelmemişti oysa ki, biz havayı sürekli 25-26 derece olacak sanıyorduk. Öğlene ısınır zaar diyerekten baharlık ince deri montlarımızla çıkıyoruz (akşam tabii ki pişman olacağız) Ben pantolon giyip arabanın bagajına da kot şortumu atıyorum, garanticiyim.

redriver

İlk kez bir festivale sadece izleyici değil aynı zamanda menajer sıfatıyla katılıyorum. Sadece eğlence peşinde koşamayacağım, birçok sorumluluğum var. Bakalım nasıl bir deneyim olacak…

Bugün ilk konserimizi vereceğiz. Asıl showcase’lerin başladığı saat 8‘den önce SXSW onaylı 7 otelden birinde gerçekleşen official gündüz konserlerine Second Play Stage deniyor ve bizim ilk konserimiz de bu çerçevede akşamüzeri saat 6‘da olacak.

grup austin sokaklari

İlk iş Austin Convention Center’a gidiyoruz. Kapalı yollar ve park yeri fiyatları konusunda tecrübesiziz. İlk gün yarım gün 20 tam gün 40 dolar olan bir yere park ediyoruz dev arabamızı. Türkiye’deki normal araçlara 5 SUV’lere 15 kıroluğu yok burada Allah’tan. Gerçi Amerika’da küçük araba da yok gibi. Yollar da arabalar da geniş geniş, petrol konusunda kafalar rahat tabii.

Convention Center’da grubun artist check-in benim de badge pick-up işlemlerimizi hiç sıra beklemeden hızla hallediyoruz. Konser öncesi load-in işlemlerimiz için gerekli belgeleri alıyoruz. Artık festivale hazırız? Hiç sanmıyorum!

austinguzelduvar

Uzun zamandır Facebook yoluyla konuştuğumuz, bize pek çok yardımı dokunan SXSW Senior Planner’larından Cary’yle buluşup nihayet yüzyüze tanışıyoruz. Bize Registrants Book’ta 2nd Day Stage sayfasındaki The Away Days fotoğrafını gösteriyor, Lucy Rose’un hemen yanındayız. Ne güzel bir sürpriz. Cary çok meşgul bir o kadar da karizmatik bir adam, Teksas aksanıyla beni ara açmazsam mesaj at falan diyip gidiyor.

austin2

Binlerce kişi aynı anda girerse hiç de bi işe yaramaz sandığım ve beni dakikasında haksız çıkaran convention center wireless’ı cayır cayır, utandırıyor. Ayaküstü dünyayla iletişmizi sağlarken biraz sonra bize şehri gösteren, tüm konserlerimize gelen ve festivalle ilgili güzel tavsiyeler veren Balcony TV’den Andrew’la buluşuyoruz.

Sponsorumuz müzikicinefes’in bağlı olduğu Efes Pilsen’de çalışan, festivalin Interactive kısmına da katıldığı için SXSW konusunda bizdan bir nebze olsun daha tecrübeli Cihan da yanımıza gelince hep beraber ilk kahvaltımızı etmek üzere Jo’s’a gidiyoruz. Jo’s çok tatlı bir cafe ama buradaki neredeyse her cafe’de olan bir manyaklık burada da söz konusu: saat 10.30‘dan sonra kahvaltı servisi yok! :( Austin’de gün erken başlıyor anlaşılan. Bakalım ayak uydurabilecek miyiz.

ilk kahvalti

Ben hafif bir soğuk sandviçle yetinsem de bizim oğlanlar dev hamburgerleri kızartmaları götürüyorlar kahvaltı niyetine. Afiyet olsun. Kahvaltıdan sonra ayrılıyoruz. Çocuklar önceden araştırdıkları müzik mağazalarına gitmek üzere festivalin bir diğer sponsoru Chevrolet’nin ücretsiz taksi hizmetini kullanıyorlar. Saat daha 12 ve birçok yerde canlı müzik başladı bile.

Convention Center’da müzik sektörüyle alakalı markaların, kuruluşların, festivallerin hatta ülkelerin standlarının olduğu Trade Show’a hızlıca bir göz atıyorum. Sonra partiler beni bekler: Adres Haus of Hipstamatic. Bedava brunch sunan Hipstamatic partisi önünde Badge’i olanlar ve olmayanlar diye iki sıra var. Birçok partinin girişinde durum böyle. Ben önce ‘halk’ın beklediği sıraya giriyorum. Binlerce dolar verdin, badge’in var git orada bekle diye dışlıyorlar beni. Gerçi badge sırasında da bir yarım saat kadar beklemem gerekiyor ama diğer taraftan daha hızlı ilerliyor.

hipstamatic

Güneş en tepede ve hava fena halde sıcak. Gitmeden “çalıştığım” bloglarda en çok üstüne basılan nokta şu: susuz kalmayın! Sırada bekleyenlere tereyağlı mısırın yanında su da dağıtıyorlar ikram olarak. İçeriye girdiğimde canlı müzik henüz bitmiş, bir sonraki sahneyi kuruyorlar. Müzik mağazasından dönen Burak ve Berk yanıma gelmek istiyorlar ama çıtır davulcumuz Berk 19 yaşında olduğu için içeri alınmıyor. İçeride bedava bira dağıtıldığı için heralde diye düşünüyorum ama maalesef barların ve partilerin %90‘ında 21 yaş sınırı var. Dışarıda alkol içme yasağı olduğu için elinde partiden aldığın beleş biranla dışarı çıkmak mümkün de değil. Zamanında bu alkol meselesinden çok canları yanmış sanırım Amerikalıların. Yoksa buraya da mı şeriat geliyor?

badge

Bazı parti ve konserlere sadece Badge ve Wristband sahipleri girebiliyor. Eğer badge’iniz yoksa RSVP (LCV) yaparak ya da para ödeyerek bazı etkinliklere girmek mümkün. Austin halkı badge almıyormuş SXSW haftası boyunca. O kadar çok ücretsiz etkinlik oluyormuş ki gerek olmuyormuş. Hem de Official showcase’lerde sahne alan popüler sanatçıların çoğu bu gündüz partilerinde de sahne alıyor. Düşününce mantıklı. Hatta aldığım bir duyuma göre sıfır dolar harcayarak karın doyurmak, hatta sarhoş olmak da mümkünmüş. Biz denemedik ama gözlemlerime göre evet mümkün.

Biz festivale gitmeden bu adresteki (http://www.thewildhoneypie.com/sxsw-2013-free-party-rsvp-list/#tues) gündüz partilerine RSVP yapmıştık. Gitseniz de gitmesenizde RSVP yapmakta fayda var. Kafanıza eserse gidersiniz işte. Badge’iniz yoksa mutlaka yapın zaten.

pool

Hipstamatic partisini terk edip German Haus Icenhauer’e gidiyoruz, Berk buraya da giremeyince ben yalnız iştirak ediyorum Almanya’nın Austin şubesine. Reeperbahn Festival Stage’de Pool ve Fuck Art, Let’s Dance adlı iki grubun yarımşar saatlik performanslarını dinledikten sonra kendi konserimiz ve kurulum için Embassy Suites Hotel’e gidiyoruz.

Yüksek katlı otelin ortasında üstü kapalı avlusunun muhteşem(!) akustiğinde çalacağız, üstelik burası bir otel olduğu için de hiçbir backline yok, hepsini kiralamak zorunda kaldık. SXSW burada sahne alacak sanatçılara kendilerini müzik endüstrisinin önemli isimlerine gösterme şansı verdiğinden, başka hiçbir ücret ödemiyor. Uçak biletleri, kalacak yerler, backline kiralamak hep sanatçıya kalıyor. Hatta kendi davulunu kendin kur usulü takıldığımız Embassy Suites Hotel’de bir sesçi bile yok.

embassykurulum

Soundchecksizlik özlemi…

Tüm imkansızlıklara rağmen 2. 3. şarkıdan sonra sesi iyice oturtuyoruz. Otel müşterileri, bizi izlemeye gelmiş plak şirketleri, basın mensupları ve bizi NPR’ın listesinden ya da SXSW Featured Artist’ten duyup merak edip gelmiş olan dinleyicilerden oluşan hallice bir kalabalığa çalıyoruz. Daha sonradan öğreneceğimiz üzere ücretsiz içki olduğu için otele gelen bir müzik yazarı hayretle bizi dinleyerek The Guardian’daki köşesine de taşıyor. ( http://www.guardian.co.uk/music/musicblog/2013/mar/15/sxsw-frightened-rabbit-charles-bradley )

embassy

Ben menajer olarak tebrikleri kabul edip birkaç saat çeşitli toplantılar yapıyorum. Sonra ilk konserimizi vermenin rahatlığıyla buradan çıkıp bu sefer de İngilizler’in evi ‘British Music Embassy’ Lattitude 30’ye gidiyoruz hep beraber. Geçen sene Reading’de BBC Introducing’de de sahne alan Tall Ships’i dinliyoruz. Dışarı çıktığımızda sokaklar gündüze göre çok kalabalık. Her tip insan var. Bu sırada hava iyiden iyiye soğuyor ve deri ince montlarımız yetmemeye başlıyor. Çöl iklimi bize nazik davranmıyor.

 latitude30

Sınırlı sayıda günümüz var bize önerilen restoranların hepsini denemeliyiz mottosuyla yola çıkan Berk ve bendeniz Parkside’da (menünün kalanına bakmayın, deniz ürünü söyleyin nidaları kulaklaırmızda) kalamar ve patates yiyoruz. Şık bir restoran, yemekler orijinal ve lezzetli ama bize mi öyle denk geldi bilmiyorum her şey aşırı tuzlu. Su satışlarını artırmak için bir strateji desem o da değil, su bedava çünkü. Şefin eli kaçtı heralde.

Buradan çıkıp çocukların arzusu üzerine Red 7’a DIIV dinlemeye gidiyoruz. Burada ne sıra var ne de yaş sınırı. İlk gün çok yorgunuz, DIIV’in ilerleyen günlerce çok konseri olacak boşverin, bak yarın da konserimiz var, gidip dinlenelim diyorum, hem ben önceden DIIV dinledim performansları hayal kırıklığına uğratır diyorum; pek dinletemiyorum. DIIV’ın sahne alacağı Red7’de buluyoruz kendimizi. Ama itiraf edeyim iyi ki de gitmişiz. Sahnede Kanada’dan Half Moon Run var. İlk kez burada dinleyip hayran kalıyorum Montreal’li gruba. Hem şarkılar hem de canlı performans çok iyi (üstelik buradaki hızlı kurulumlar ve soundchecksizliklere rağmen).

Half Moon Run’dan sonra sahne alması gereken DIIV’ı dondurucu soğukta bir yarım saat kadar bekledikten sonra eve dönmeye karar veriyoruz. Dışarı çıktığımızda adamları da dışarıda takılırken görünce doğru kararı verdiğimizi anlıyoruz. Birkaç gün sonra DIIV’dan Cole Facebook SXSW’e ağır giydiren bir mesaj yayınlıyor zaten. Haklı da. Mesaj şurada: http://diivnyc.tumblr.com/post/45351837437/hi-austin-fuck-sxsw-there-i-said-it-here-the

Arabayı akşamüzeri çaldığımız otelde bırakmıştık, çünkü bedavaydı. 10 doların hesabını yapar olduk, ne yapalım, her şeyi sanatçı ödüyor burada. Şöför benim ve çok yorgunum. Eve gidip klimanın icadı kutlamaları eşliğinde sızıyoruz.

13 Mart Çarşamba

Bugün asıl showcase’imiz var. Heyecanımız büyük (ben çocuklardan daha heyecanlı olabilirim). Dünkü tecrübelerimize göre yanımıza 4 mevsimlik kıyafet almamız lazım. Sabahları ilk bahar, öğlenleri yaz, akşamları son bahar geceleri de kış oluyor Austin’de. Elimizden geldiğince hava şartlarına biraz daha hazırlıklı çıkıyoruz evden. Park yeri konusunda da tecrübeliyiz. Eğer erken giderseniz Convention Center’ın hemen karşısında yer alan katlı otoparkta sabahtan akşama kadar 10 Dolar’a park etmek mümkün.

austin1

Convention Center’da UK 101: How To Break Your Band in the UK paneline katılıyoruz, hatta katılmak ne kelime en önden izliyoruz. Süper bir panel oluyor, konuşmacılar UK’de sektörün önemli isimleri ve çok tatlılar. Gerçekten The Away Days gibi bir grubun bilmesi gereken herşeyi anlatıyorlar bir saat içinde. Grubumuzu İngiltere’de nasıl kıracağımızı (!) öğrendikten sonra, çıkışta panelistlerle falan da sohbet ediyoruz. Burada geçirdiğimiz en faydalı saatlerden diyebilirim.

Sonrasında Austin’de yapılacaklar listeme bir tik daha atmak için buranın ünlü hot dog’cusu Frank’e gidiyoruz (yapılacaklar listem hep yemek odaklı) İçerde oturmak için sıra beklemek gerekiyor burada, vaktiniz yoksa içeri oturmadan sadece sosisli alıp dışarda ayakta yemek de mümkün. Oğuzcan denedi, sosisliyi sevdi ama içerde yediklerimizle kıyaslanmaz. İçeri girip restoran menüsünden sipariş ettiklerimiz o kadar iyi ki mutlaka biraz bekleyip içerde oturmanızı tavsiye ederim. Çeşit çeşit sosisli, küçük ‘waffle’ şeklinde kesilmiş üzerinde peynir erimiş patates kızartması ‘waffle fries’, kendi özel sosu eşliğinde kapta gelen haşlanmış mısır ‘cup corn’ ve birbirinden leziz kokteyllerle nefesiniz kesilene kadar yemek yemeniz mümkün. Bu dev menüye ödeyeceğiniz hesap adam başı 15-20 Dolar. Frank Bey’e huzurlarınızda tam puan veriyorum.

 frank

Leziz yemekten sonra sıcaktan kaçmak, biraz şarj olmak (hatta o sırada telefonları da şarj etmek için) Convention Center’a gidiyoruz yine. Burada International Day Stage’de Lucy Rose var. Ben Reading’de izleyip pek sevmiştim, şimdi çocuklara izletiyorum.

lucydaystage

Buradan çıkıp hemen Convention Center’ın karşısındaki Sonos Studio’ya gidiyoruz. Burada da gündüzleri güzel partiler ve performanslar oluyor. Ne alaka bilmiyorum ama ücretsiz saç kesimi, ses duvarı ve speaker yapım atölyesi gibi atraksiyonların yanında bedava bira, cips, kahve, meyve suyu falan da var. Alkol verirken yaş sordukları için 21 yaş altı da girebiliyor. Sonos’u seviyoruz.

sonosgrup

Konserimize saatler kala Sonos’un minik sahnesinde çalan French Horn Rebellion’la coşup dans ediyoruz. Çok hareketli, enerjik, rengarenk, eğlenceli bir gruplar. İstanbul’da bi festivale gelseler coştururlar. Burada birkaç saat sonra Allah-las çalacak, Convention Center içindeki Day Stage’de ise Reading’de de bir türlü dinleyemediğim Jake Bugg var ama bizim kurulum için Avenue on Congress’e gitmemiz lazım ne yazık ki.

Çalacağımız mekana gittiğimizde backline’ımız gelmiş bile. Bugün kiralarımız daha ucuza gelecek çünkü davul ve bas amfisini Heaven’s Basement’la, gitar amfilerini ise Six60 ile ortak kiralıyoruz. Dünkünün 5’de biri fiyatına hallediyoruz böylece backline meselesini (tabii ki bunların organizasyonları haftalar önceden yapıldı, aynı şehirde 2000‘den fazla müzisyen olduğunu unutmayın)

backline

Çalacağımız mekan bir teras. Sahne alma sırasında ikinciyiz. Tam kurulum işlemleri sırasında güneş battığı için manzara inanılmaz. Çocukları da beni de çok motive ediyor bu durum.

congressmanzara

Bizden önceki sanatçı Remate tek başına gitar çalıp şarkı söylediği için çok şanslıyız. Kurulum ve linecheck gibi bir derdi yok. O sahneye çıkana kadar minimal bir soundcheck alma şansımız oluyor bu sayede. İspanyol müzisyen yarım saat çalıp indikten sonra saatin 9 olmasını bekliyoruz.

soundchek

Efes’ten Cihan, tam kadro Gripin, Teksas’lı dostumuz Cary, talent agency temsilcileri, PR’cılar ve tanımadığımız SXSW izleyicileri şimdiye kadar çaldığımız en güzel manzaralı terası dolduruyorlar.

manzara

Saat tam 9’da çıkıyor çocuklar sahneye, ilk birkaç şarkı benim sahne ve ses masası arasında koşturmamla geçtikten sonra sound oturuyor ve bol bol alkış aldığımız güzel bir konser oluyor. Sırasıyla Rumours, Dressing Room, Hands, Hurricane of Love, Dear Blender, Your Colour, Red Socks Pugie (Foals) ve Galaxies’i cayır cayır çalıp iniyorlar sahneden. Orjinalinden çok daha iyi çaldıkları Red Socks hariç hepsi çocukların bestesi ve sonradan okuduğumuz üzere eleştirmenlerden de iyi not alıyoruz.

setlist

Konserden sonra işin en zevkli kısmı, tebrikleri kabul etmece başlıyor. O kafayla kimlerle ne konuştuğumu hatırlamıyorum bile. Ama herkesden çok güzel övgüler aldık. Artık en önemli kısmı atlattık. Tüm konseri çekemedim ama Galaxies performansını buradan izleyebilirsiniz: http://www.muzikicinefes.com/pub/video/the-away-days-performans.mp4

congress the away days

Konserden sonra keyfimiz yerinde, gitarları arabaya bırakıp otoparka yakın Red River caddesi üzerinde, 5. ve 6. cadde arasında kalan küçük bir büfede sliders (mükemmel küçük hamburgerler) yanında da sweet fries yiyoruz. Sanırım mekanın adı Rio Rojo. Kapısında Sliders yazıyor. 2 küçük hamburger (harika çeşitleri var) ve tarçınlı patates kızartması 10 dolar. Alıp trafiğe kapalı sokakta yere oturup yiyoruz. Sokaklar her geçen gün daha da kalabalıklaşıyor (Şimdi öğlen İstiklal Caddesi modunda ama Cumartesi  akşamı Bağdat Caddesi Cumhuriyet Yürüyüşü kıvamına gelecek) Bu hamburgerciyi kendimiz keşfettik ve hastası olduk. Özellikle Texas Hold Um’e ağır varım. All in! O derece.

sliders

Burdan sonra hedefimiz Lustre Pearl’de Filter Magazine partisinde Local Natives dinlemek. Local Natives’ı ben de daha önce dinlemedim ve kendilerini bir hayli beğendiğimden son derece gazız. Ve fakat Lustre Pearl de +21 bir mekan, hem de sadece Badge’i ya da Wristband’i olanlar girebiliyor. Berk ve yanımızdaki badge’siz wristband’siz arkadaşlar bir miktar rüşvet karşılığı yan kapıdan mekana girmeyi başarıyorlar, içeride buluşup en önlerde Local Natives’i bekliyoruz. Onlar da kendi kurulumlarını kısmen kendileri yapıyorlar. İlk şarkıdan sonra önde ses çok yüksek olduğu için arkaya geçip konserin tadını çıkarabiliyoruz. Boşuna önde beklemiş olmak dışında keyfimiz son derece yerinde.

 localnatives

Biz Local Natives dinlerken bir yandan neler kaçıyor bir bilseniz aklınız durur. Ama burada her şeye yetmek ne yazık ki mümkün değil. Şöförün ayakları yorulduğundan (ben oluyorum da çaktırmayın) muhteşem konser bitince Uptown’daki evimize dönüyoruz. Eve dönerken bile eğleniyoruz o ayrı.

 

14 Mart Perşembe

Bugün güne öğlen yemeğiyle başlıyoruz. Hem de Almanlarla. Icenhauer’de tipik Alman yemeklerinden (lahana, sosis, lahana, patates, lahana, lahana yazmıştım değil mi?)  oluşan mönüyle karnımızı doyururken Almanya’nın çok kuvvetli DJ sahnesinin newcomer üyelerini dinliyoruz bir yandan.

Tatlı faslı da bitince dün kaçırdık bugün yetişelim bari diyerek Jake Bugg’ı yakalamak üzerine Mtvu Woodie Awards’a gidiyoruz. Açık havada iki dev sahne, bolca bedava içki, bedava dondurma falan var. Ama bize bir haber geldi ve maalesef %99 doğru: Jake Bugg bitmiş. Sahneyi bir takıp rapçiler devralmış. Bizim çocuklar iyiden iyiye hip-hop’çıya bağladı.

 awardsdagrup

Müzik kariyerleri adına onları buradan çıkarmam lazım. 1-2 saate de alt-J çıkacak halbuki. Hazır Berk’i de içeri soktuk biraz kalalım diyoruz ama Austin sıcağı da dayanılmaz bir hal alınca kendimizi yine Convention Center’a atıyoruz. Day Stage’de Lissie var. Performansı bitince Austin’e gelip hala BBQ yemediğimizi farkediyoruz.

awardsparti

Dev bir açık alanda gerçekleşen Woodie Awards’un hemen karşısındaki Iron Works’ün kapısında alt-j şarkıları eşliğinde sıra bekleyip mutlu sona ulaşıyoruz. Sampler plate’te denemeniz gereken her şey var: Sosis, brisket ve ribs. Nefes alamayana kadar yedikten sonra Downtown sokaklarında geziniyoruz. Hiçbir partinin kapısında deli gibi sıra bekleyip içeri giresim yok. Zaten 21 yaş sınırı bizi maffetti. Eğlencemizi sokakta bulmamız gerekiyor. 6th Street’te bu hiç de zor değil.

Enstrümanını alan bir köşe başını tutmuş müzik icra ediyor. Unkapanı Austin versiyonu gibi burası. Belki bir prodüktör geçer keşfedilirim kafası mı yoksa davulumu sokağa serdiğim halının üzerinde çalmam şu an garip değil bari tadını çıkarayım psikolojisi mi hakim ben de bilmiyorum. Barlardan, her sokak köşesinden müzik fışkırıyor. Müzik yerine sessizliği arayacağım aklıma gelmezdi.

Aramızdaki bir espriyi dövme haline getirmek için 6. cadde üzerindeki dövmecileri geziyoruz Berk’le. Affinity’de karar kılıp Diyamond gibi parladığımızın kanıtını mürekkeple ölümsüzleştiriyoruz ölümlü vücutlarımızda ve mutlu mesut yorgun argın evin yolunu tutuyoruz.

tattoo

15 Mart Cuma 

Dövme bakımı önemli. Ama aquaphor alacağız diye zincirleme kaza yapmasaydık keşke. Siz siz olun otoyolun orta şeridinde giderken market görünce aniden sağa kırmayın. Altımızdaki araç adeta bir kamyon olduğundan kimseye birşey olmadı; sadece Convention Center’daki 1-2 panelden olduk. Austin polisi şaşılacak derecede yardımsever. Kazada tamamen bana ait olan suça rağmen diğer sürücüler de son derece anlayışlı üstelik. Kimseye bir şey olmamasının rahatlığıyla 1-2 saat rötarlı olarak şehre iniyoruz. Madem konferansları kaçırdık, next best thing: tabii ki yemek yemek.

foodtruckcongress

Listemizdeki barbekü ve sosislinin yanına tik attığımıza göre sırada Meksika yemeği var. Bize önerilen bütün iyi restoranların South Congress’te olduğunu farkedince Convention Center önünden ücretsiz Chevrolet taksisine biniyoruz. South Congress süper. Cici dükkanlar, restoranlar ve yemek arabaları var. SXSW sebebiyle gündüz vakti bile restoranlarda, mağazalarda canlı müzik var. Güero’s Taco Bar’ı kestiriyoruz gözümüze.

guero

Elimize sıramız gelince titreyen şu aletlerden verip yan bahçeye salıyorlar bizi. Yan bahçede şirin bir pazar kurulmuş, bir de sahne var: Texas Radio Live Stage’de hafif batı müziği icra ediliyor:P Hafif batı müziğinden kastım ucundan azıcık Western:) alakası yok yani:)

 westernmusic

Neyse sıramız gelince bir hostes bizi masamıza oturtuyor. Restoranın kapısından girince Meksika sınırından geçmişiz gibi hissediyorum. Hemen taco’lar, nacho’lar, fajita’lar ve margarita’lar sipariş ediliyor. Yeme olimpiyatlarına katılmışçasına yiyoruz. Yaşasın avokado!

grande nacho

Buradan çıkıp taa Congress’in diğer ucuna oradan da Mohawk’a yürüyoruz. SXSW boyunca Haus of Vans olarak gece ve gündüz partilere ev sahipliği yapan Mohawk’ta bugün sırasıyla Austra, Toro y Moi ve Alt-J var. Line up leziz olunca kalabalık da oldukça iddialı. Badge’imiz olduğundan sıra beklemeden içerdeyiz neyse ki. Austra’yı çok severim ve canlı yakalamak süper oldu. Beklediğimden daha kalabalıklar sahnede. Sesler muhteşem olduğu için hızlı sahne kurulumuna rağmen oldukça iyiler.

Toro y Moi Babylon’a geldiğimde İstanbul’da olmadığım için kaçırmıştım. Şarkılarını ve sesini Jamiro, Jamiryo, Jamiroquai’ya benzettiğim bu yetenekli genç sanatçıyı canlı dinlemek buraya kısmetmiş. Toro y Moi, SXSW’in resmi web sayfasında bizimle birlikte featured artist olan 5 sanatçıdan biri.

(http://sxsw.com/sxsw-fm/news/sxswfm-featured-song-“dressing-room”-away-days). Alt-J performansı ise beni biraz hayal kırıklığına uğratıyor ama Alt-J de bu aralar hype’ları çok yüksek olduğu için SXSW’in günde 2 konser veren çalışkan gruplarından, bu yüzden normal karşılıyorum.

Konserlerden sonra karın doyurmak için bu kez de South Congress’teki Home Slice Pizza’ya gidiyoruz. Restoran kısmında uzun bir kuyruk var. Bizim çok vaktmiz yok ki zaten yan taraf da aynı müesseseye aitmiş. Hem de bu daha casual Home Slice’da dilimle pizza almak da mümkün. Girip 5 çeşit dilim pizzanın 5 çeşidinden de sipariş verip 2 kişi afiyetle yiyoruz. Favorim peynirli pizza. Pepperonili de hiç fena değil.

pizza

Burada karın doyurduktan sonra festivalin genelinde en beğendiğim gruplar Kanadalı olduğu için Kanada’nın Austin şubesi Swan Dive’da takıldıktan sonra evimize dönüyoruz. Hemen solumuzdaki araba galerisi Empire Automotive’de Haim konseri var. Burada dinlemektense bu yaz bir festivalde yakalarız nasılsa diyerek yatağı yeğliyoruz. SXSW bana bunu da yaptırttı bana yani. Bir festival düşünün ki Nicholas Jaar, Disclosure, TEED, Allah-las, Azari & III falan çalıyor ama gidip dinleyemiyorsun. Greenday, Dave Grohl, Nick Cave gibi ‘star’ların sahne aldığı eventler için zaten çekilişe katılmak gerekiyor falan. Neyse teselli olarak biz buraya hayranı olduğumuz sanatçıları dinlemeye değil, öncelikli olarak çalmaya, sonra keşfetmeye, tanışmaya, bağlantı kurmaya geldik diyoruz. Kaçanları düşünmek uyku uyutturmaz yoksa.

16 Mart Cumartesi

Güne başlama noktamız yine Convention Center. Buradaki Trade Show yerini Print Expo’ya bırakmış. Çok güzel grup ve konser afişleri, posterleri var. Hızlıca bir göz atıp kahvaltı etmek için parizyen Le Café Crépe’e gidiyoruz. Krepler başarısız ama karnımız doyuyor. Vakit erken olsa Taco Shack’te 2 Dolar’a breakfast taco yerdik ama daha önce de söylediğim gibi hiçbir yerde 10:30‘dan sonra kahvaltı servisi yok.

Bugün festivalin adamakıllı son günü olduğu için çok işimiz var. Ben festival öncesi şarkılarımızın KEXP’de çalınması sebebiyle FB üzerinden kontakta olduğumuz KEXP DJ’i Troy Nelson’la buluşmak üzere Mellow Johnny’s Bike Shop’a gidiyorum. SXSW boyunca çeşitli DJ’lerin, müzik yazarlarının, radyoların, dergilierin kuratörlüğünde konserler düzenleniyor. Bu muhteşem bisiklet dükkanındaki de KEXP’nin düzenlediği bir etkinlik. Seattle menşeyli radyo istasyonunun dünyaya duyurmak istediği 3-5 grup sahne alacak ve bu konserler aynı anda KEXP’den canlı yayınlanacak.

 tonys bike

Yayın öncesi yakaladığım Troy’la birkaç blok ötedeki Lavaca Bar’a gidip birer mimoza eşliğinde Türkiye, İstanbul ve The Away Days hakkında sohbet ediyoruz. Türkiye’den kalkıp sadece South by Southwest için buraya gelmemize çok şaşırıyor. Bu Amerikalı gruplar için bile büyük masraf. Bu yükün altından nasıl kalktığımızı sorduğunda ona online müzik portalı müzikicinefes’in bize sponsor olduğunu anlatıyorum. Şarkılarımızı çok sevdiği için mutlaka ilgilenebilecek kişilere iletmek üzere birkaç demo CD’mizi istiyor. Tanıştığıma çok memnun olup başka toplantılara gitmek üzere vedalaşıyorum Troy’la.

Downtown’ın daha batısında yer alan bu bölgede yoluma Urban Outfitters çıkınca affetmiyorum ve bir yarım saatimi sevdalısı olduğum bu mağazaya ayırıyorum. Günün devamı toplantılarla geçiyor. Akşama doğru NPR’ın The Austin 100 listsindeki favori şarkımın sahibi Kanadalı grup Elephant Stone’u canlı dinlemek üzere Brazos Hall’un önünde sıraya giriyorum. Seyahat öncesi grupla Twitter’dan konuşmuş, kendilerine konserlerine gidip bir merhaba diyeceğime söz vermiştim.

elephant stone

Brazos Hall’da da 21 yaş sınırı olduğu için Berk buraya giremeyecek. Kapıdaki görevlilerden biri gruptan biri gelip sizi alırsa girebilirsiniz diyor. Twitter’dan grup üyelerine durumu anlatıyorum ve grubun vokali Rishi Dhir bizi almaya geliyor. Buna rağmen ben giriyorum ama Berk kapıda kalıyor. Hatta daha sonra Berk’i Austin polisleri de içeri sokmaya çalışmış ama başaramamışlar. Mekanlar 21 yaş konusunda gerçekten çok sıkılar.

Brazos Hall oldukça güzel bir konser mekanı. Hafta boyunca burada Yahoo’nun eventleri yapılmıştı ama önündeki uzun kuyruklar sebebiyle hiç yeltenmemiştim. Elephant Stone da kurulumlarını kendileri yaptıktan sonra oldukça mistik bir performans sergiliyorular. Rishi bazen gitarını bırakıp bağdaş kurarak sitar çalıyor. Zaten grup kendi janrını Hindie-Rock / Psyche-pop olarak lanse ediyor. Bana biraz da Tame Impala’yı andırdılar. Güzel grup Elephant Stone. Tavsiye ederim.

Performanslarını dinledikten ve frontman’in jestinden sonra Montreal’li grubu eskisinden de çok severek ayrılıyorum Brazos Hall’dan. Downtown’daki son günümüz olduğu için o çok sevdiğimiz Slider’lardan yemek üzere Red River’daki Rio Rojo’da buluyoruz kendimizi yine. Cumartesi olduğundan sokaklar doyum noktasına ulaşmış vaziyette. Her yerden müzik, insan, dans fışkırmaya devam ediyor. Gerçekten çok yetenekli insanlar sokaklarda her tür performansı sergiliyorlar.

Karnımız doyunca ‘In British music we trust’ ve hatta ‘god save the queen’ diyerekten kendimizi yine Britanya’nın Austin şubesi Latitude 30’da buluyoruz. Bu gece NME ve BPI kuratörlüğünde. Sonuna yetiştiğimiz TOY’un ardından Peace’i izliyoruz canlı canlı. Solisti kürkle sahnede. Konsere girişleriyle Kurt Cobain ölmemiş dedirtseler de devamında daha kendilerine has parçalar ve yorumlarla tamamlıyorlar yarım saatlerini. Swim Deep’in sahne almasını beklerken Lucy Rose giriyor içeri, Berk kollarını açıp Lucy deyince sarılıyor o da Berk’e. SXSW Registrant’s Book’ta aynı sayfayı paylaştığımız bu sempati abidesine de bir adet demo CD’mizi veriyoruz.

peace

Mutlu müzikler icra eden Swim Deep’i çoraplı basçısının yanında durup izliyorum konseri sahnenin hemen dibinden. Ay bu çocuklar çok zayıf! Müziklerinden çok buna odaklanmak içimdeki annelik içgüdüsünden mi acaba. Çok ergen pop grubu havasındalar. Bayılmadım. Britanyalı olmak varmış diyorum.

swimdeep

Konserden sonra Latitude 30‘nin kapısının önünde BBC DJ’lerinden Huw Stephens’la sohbet edip eve doğru yollanıyoruz. Oh Memo! Burası Teksas Amerika! Yolda AT görüyoruz. Bize kendimizi gerçekten de Teksas’ta hissetttiren AT’a ve sahibine teşekkürler.

Size bir sır vereyim, SXSW’de çok yorulan menajerin dalgınlığıyla bu geceyi son gecemiz sanıyoruz.

17 Mart Pazar

Sabahın köründe bavulları arabaya atıp havaalanına gidiyoruz. Self check-in yapmaya çalışırken makina bize too early diyor. Allah Allah. 2 saat var işte uçağa, nesi early? Normal sıraya girdiğimize AA çalışanı acı gerçeği vuruyor yüzümüze. Uçağımız YARIN! Hayatımda ilk defa böyle bir şey yapıyorum. SXSW benim için bile overwhelming ve hardcore bir deneyim. Öyle ambale olmuş, öyle yorulmuşum ki dalıp Pazar dönüyoruz diye inandırmışım kendimi ve bir gün erken gelmişiz havaalanına. Çocuklarsa öyle güveniyorlar, öyle kendilerini teslim etmişler ki bana hiç sorgulamamışlar bile. Hemen bir başka araba kiralayıp evimize dönüyoruz (Allah’tan anahtarı paspasın altına bırakmıştık). Siz benle dalga geçmeye devam ederken ben de dönüşte yol üstünde yediğimiz inanılmaz bagel’lardan bahsedeyim size. Einstein Bros Bagels, yazın bir yere. Bir dakika. Einstein falan? Bana bir mesaj vermeye çalışıyor sanırım.

evimiz

Gülsek mi ağlasak mı bilemiyoruz. Hepimiz çok yorgunuz ve eve varır varmaz uyuyoruz. Aslında saatlerce uçma meselesi ertelendi diye herkes çok mutlu. Yatak çok tatlı geliyor. Akşamüzeri kalkıp South Congress’e gidiyoruz. Hep Downtown’da takıldığımızdan Berk dışında gruptan kimse görmemişti oraları, iyi oluyor.

Food truck’ları geziyoruz, mağazalara bakıyoruz, hava çok güzel, sakin, bangır bangır olmayan bir gün. Bize methedilen Hey Cupcakes truck’tan 6’lı mini cupcake’ler alıyoruz. Bir paket alana bir paket bedava. Elimizde Cupcake’lerle sofistike hamburgerci Hopdoddy Burger Bar’ın önündeki 1 saat bekleme süreli kuyruğa giriyoruz. Berk sıradakilere, restoran görevlilerine falan yediriyor cupcake’lerden. Ben Hey’in cupcake’lerine bayılmadım bu arada, bir Hummingbird Bakery değil. Yoklukta gider işte.

cupcake

Hopdoddy enteresan hamburgerler yapan çok hip bir restoran. 2011’de açılmış ama şimdiden şehrin en ünlü mekanlarından biri olmuş. 40 dakika restoran önünde sıra bekledikten sonra içeride de sipariş verene kadar bekliyoruz bir müddet.

 hopdoddy sira

Siparişimizi kasaya verip masamıza oturtulduktan 10 dakika sonra leziz hamburger, patates ve içeceklerimiz geliyor. O kadar leziz ki beklediğimize değiyor. Ben Magic Mushroom denen hamburgerden yiyorum. Patates kızarması ve sangrita isimli kokteyl de süper. Austin’in en gidilesi mekanlarından burası.

hamburger

South Congress’i keşfettikten sonra arabaya atlayıp SXSW mekanlarının olduğu 6. cadde civarına gidiyoruz. Yollar yeniden trafiğe açılmış, eskisi kadar insan yok. Festival sona ermiş. Buralarda yapacak bir şey yok, biz de gerçekten son akşamızı evimizde geçirmeye karar veriyoruz. Bavulları arabadan indirmiyoruz bile.

18 Mart Pazartesi

Bugün gerçekten gidiyoruz! İlk uçuşumuz New York’a. American Airlines uçağında gelirken ücretsiz olan wifi paralı; yapacak bir şey yok uyuyoruz. Uyandığımızda NY’dayız. Bavullarımızı (AA Berk’in bavuluna pek nazik davranmamış ve fermuarlarını yırtmış) emanete bırakıp akşama kadar vakit geçirmek üzere New York’a giden ilk trene biniyoruz. Emanete bavul bırakmanın 24 saatlik ücreti bavulun boyutuna göre 10-16 dolar arasında değişiyor. JFK’den AirTrain’le Jamaica Station’a gidip buradan gidiş dönüş toplam 24’er Dolar vererek Madison Square Garden istasyonuna gidiyoruz.

ny

Oh Memo Burası New York Amerika!

newyork

Madison Square Garden’da trenden indiğimizde, seyahat konusunda bu kadar tecrübeli olmama rağmen afallıyorum, köyden indim şehre modundayım. Burası çok kalabalık ve çok karışık. Yer yüzüne çıkışı zar zor bulduğumuzda New York’un tam kalbindeyiz.

theawaydaysny

28 derecelerde seyreden Austin’den sonra New York’da çok ama çok üşüyoruz. Biraz yürüyerek Times Square’e çıkıyoruz. Hayatta en sevdiğim markalardan Forever 21’ın 5 katlı dev mağazasına yarım saat ayırıyorum yine.

forever21

Çıkıp karnımızı doyurmak için bize Birol’un tavsiye ettiği Shake Shack’e gidiyoruz. Hem fiyatlar uygun hem de hemburgerler çok ama çok leziz. The Shack Burger’ın içindeki o kızarmış peynir akıllara zarar.

 shakeshack

Biz burada otururken bir kar fırtınası başlıyor. Çıktığımızda arabaların üstü falan kar tutmuş. Ayağımda Converse üzerimde ince bir merserize kazak ve ince bir montla zor anlar yaşıyorum. Bir de su birikintisinin içine bileğime kadar girince kendimizi ilk gördüğümüz mağazaya atıp yeni çorap satın almak farz oluyor.

karsubway

Gökdelenler, ışıklar, korna, kalabalık, New York, tam da en ünlü yerine gittiğimizden belki, tam beklediğim gibi. İlk intiba olması gerektiği gibi. Madison Square Garden’dan bizi havaalanına geri götürecek trene binerken kendimi New York’a gitmiş saymıyorum elbette. Bir şehri, hele ki böyle büyük bir tanesini tanımak için çok daha ‘geniş’ bir zaman gerek. Geri geleceğim diyorum buz gibi havadan sıcak trenin içine geçerken.

timessquare

1. Terminal dünyanın en eskilerinden sanırım. Check-in yapıp bagaj fişini alıp bavulu başka bir yere götürmek falan gerekiyor. Bir saat sonra uçağa bindiğimizde Austin’de yaşananlar; kazalar, tecrübesizlikler, aksilikler, kahkahalar, gerginlikler, lezzetli yemekler, dinlenen müzikler, heyecanlar,  yapılan hatalar yerini dev bir tecrübeye bırakıyor: South by Southwest’e katılmış olmak!

donus

Bense kendi adıma çocukları tek parça halinde dönüş uçağına bindirmeyi başardığım için mutluyum. Konserlerimizi verdik. Kazasız olmasa da belasız bir şekilde dönüyoruz işte. Uçakta wireless varmış, bizimkiler çalıştıramamışlar galiba, ben denemiyorum bile. Viskimi alıp uyumak için göz bandımı takıyorum.

SXSW hakkında bilmeniz gerekenler

SXSW hakkında bilmeniz gerekenler

  Öyle Pitchfork Paris veya Reading gibi bütün festivali, tüm performansları izleyip full bir coverage yapılacak bir festival yazısı değil bu, baştan uyarayım. The Away Days ile dijital müzik platformu...

austinguzelduvar

2013 Bahar ve Yaz Festivalleri

2013 Bahar ve Yaz Festivalleri

  Öyle Pitchfork Paris veya Reading gibi bütün festivali, tüm performansları izleyip full bir coverage yapılacak bir festival yazısı değil bu, baştan uyarayım. The Away Days ile dijital müzik platformu...

2012-08-24-2262

YORUMLAR

Şu an hiç yorum yok.

YORUM EKLE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir