paris map

Paris’e hiçbir zaman çok hakim olamadım. Çok turistik, çok romantik anasını satayım. Yanında bir adamla bi yerden bi yere giderken kazara yağmur yağsa omuzlarında ‘off şimdi aşık olmamız lazım’ın yükü. Cafe’lerin çoğu birbirinin aynı. Ara sokaklarda yürürken kafanın içinde yankılanan akordeon sesi… Turistlerden kaçan halk nerelere gidiyor keşfetmek lazım ama malumunuz ben de turist olduğumdan oraları bulup adamları kaçırmak da istemiyorum.

maraistabelaa

İlk gittiğimde tamamen turist olduğum her türlü klişesin de yanına tik attığım Paris’te sebebi ziyaretim Pitchfork Müzik Festivali bu defa. Eiffel Kulesi’nin yanına 1 km’den dafa fazla yaklaşmadım yeminle, müsaadenizle bir iki kurtarılmış bölge önereceğim muhterem zatınıza.

Marais

fredle

Paris’teki ‘mahalle’miz burası. Cafe desen burada, street art desen Fred Le Chevalier sağolsun, gani gani; bar burda, alışveriş burda, zevk burda, neş’e burda. Gündüz yeni yerler keşfetme gece de kandaki alkol oranı sebebiyle ara sokaklarında kaybolacağınız yer tam olarak Marais yani. Gelelim oturacağınız cafe, içeceğiniz bar, alışveriş yapacağınız butik meselelerine…

rueduvielle

La Perle

78, Rue Vieille Du Temple

Marais mahalleyse burası da mahalle barı. Gündüzleri cafe olarak takılan La Perle iş çıkışı birer bir şey içmelik, yemekten önce aperitif almalık, yemek sonrası takılmalık rahat bir bar moduna bürünüyor.  Bir salı gecesi uğradım ben, 1’e doğru kapanıyordu ama içerdeki insanlar önünde sohbet ve muhabbete devam etti. Nasılsa mahalledeyiz, buradan da bir başka bara ‘hop’ladık.

laperl

Connétable

55 rue des Archives

La Perle sonrası ‘hop’ladığımız bar Connetable de yine Marais’de. Kapıdaki esprisever çalışan şöyle bir kimliklerimize bakıp buyur etti bizi içeriye. Eski babaanne evi eşyalarıyla dekore edilmiş Connetable’de barın önünde, ayakta, oturarak sohbet muhabbet edenler var. Müzik güzel, öyle bangır bangır açık değil. Salı akşamı olmasına rağmen ortam güzel. Üst katta piyano falan da var. Buraya mutlaka gidin, yerel halkla kaynaşın, siz kaynaşmasanız da onlar çakırkeyif olduğundan sizle kaynaşacaklar zaten merak etmeyin.

conetable

Şu üstteki fotoğrafta görünen yeşil ve beyaz naneli içecek bir harika dostum:P İsmini unuttum rakamlı makamlı bi şeydi. Kesin için. Mentollü mentollü oh. Paris’in yerlisinden aldığım Marais çevresinde yer alan diğer iki adres ise Fer a Cheval ve Belle Hortense. Not alın, yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. Keyifli olduğuna eminim.

Les Philosophes

28, Rue Vieille Du Temple

Marais’de gezerken karnımız da acıkınca kazık yerine güzel bir şeyler yiyelim dedik ve yoldan geçen iki Fransız kızdan bize bir cafe önermelerini istedik. Yüz kişiye sorduk, en popüler cevap olan Les Philosophes’de günün menüsü çok hesaplı, garsonlar çok sempatik ve yardımcıydı. Klasik bir Parizyen Cafe, salatalar da şahane.

 lesphil

Miss Cupcake

35 Rue du Roi de Sicile

Marais’de gezerken tatlı krizi gelenlere tavsiyem alttaki fotoğrafta sol önde görmüş olduğunuz zencefilli cupcake. İlki Montmartre’te açılan şirin Amerikalı cupcake’çi Miss Cupcake’in Marais şubesinde smoothie’ler falan da var ama kalori patlamasına gerek yok sanırım.

cupcake

Kilo Shop

Rue De La Verrerie 67

Paris ikinci el cenneti. Bir sürü çok güzel vintage butik var. Zamanında modanın başkenti sıfatına nail olmuş bir şehirde olduğunuz için gerçekten orjinal şeyler bulabilirsiniz. Her bütçeye hitap eden şeyler var. ‘Hipster’ olmak için değil gerçekten ihtiyacınız olan bir şeyi almak için de ikinci el mağazalara girebilirsiniz yani. Yürürken karşınıza böyle bir mağaza çıkarsa girip ne varmış diye bakmanızı tavsiye ederim.

kilofular

Marais’de Rue de Rivoli’nin arka sokağında, Rue De La Verrerie 67 numarada yer alan dev bir vintage mağaza burası ve çok akıllıca bir konsepti var: İsminden de tahmin edebileceğiniz üzere her şey kilo ile satılıyor. Yeşil etiketli ürünlerin kilosu 30, kırmızı etiketlilerinse 20 Euro. Fularlar, ayakkabılar ve çantalar… Her şeyin belli bir kilo / euro fiyatı var.

kilogomlek

Bir de vintage kürk bölümü var ki, 49-129 Euro aralığında inanılmaz güzel parçalar var. Renklere, modellere, malzemelere göre tasnif edilmiş, tertemiz. 3 Euro’ya inanılmaz güzel hardal rengi saten bir gömlek aldım. Paris’e gelirseniz Kilo Shop’a mutlaka göz atın. Alacağınız giysilerin aynısını kimsede görmeyeceğiniz garanti.

SaintGermaindesPrés

Le Relais de l’Entrecôte

20 rue Saint-Benoît

Ne yalan söyleyeyim Fransız mutfağını sevmem. Küçük porsiyonlar, damla damla soslar, yedikleri ‘şirin’ hayvancağızlarla falan kasıntı, ‘pretencious’ ve gösteriş meraklısı gelir bana. Ama antrikot deyince akan sular durur. Fransa’da eti gerçekten çok iyi servis ediyorlar, özellikle benim gibi az veya orta pişmiş et seviyorsanız Fransa’da ete doyun derim. Mutlaka ama mutlaka gitmeniz gereken bir restoran var bence ben her gittiğimde gidiyorum:

relais

Harika bir Cafe de Paris soslu antrikot için yemek menüsünde bunun dışında bir şey olmayan Le Relais de l’Entrecote’a mutlaka gidin. Rezervasyonla veya saatine göre kapısında biraz sıra bekleyerek girebileceğiniz bu restoranda hemen önünüze hardal ve peynir soslu cevizli salata gelir önce. Siz menüden şarabınızı seçerken garson etinizi nasıl yiyeceğinizi sorar ve seçiminizi masanın üzerindeki kağıda çiziktirir.

antrikot 

Etinizin bir kısmı yanında patates kızartması ve bol sosla servis edilir, devamı ise yanda mumun üzerinde soğumadan sizi bekler. Patatesiniz mi azaldı garson anne edasıyla gelir tabağınıza biraz daha patates koyar. Yemeğin üzerine bir de tatlı menüsü gelir. Ben sorbe tercih ediyorum ama buranın spesiyalitesi profiterol. 

Canal Saint-Martin  – Rue de Lancry – PLACE JACQUES BONSERGENT

Güzel havada yürüyüş yapmak, enteresan mağazalara girip çıkmak ve yerel halkın takıldığı cafe’lerde oturmak için Saint Martin kanalı çevresi süper bir seçenek. Buradan Place Jacques Bonsergent’e çıkan cadde üzerinde güzel barlar ve mağazalar var. Republique meydanı da oldukça yakın. Yarım gün ayırmak için güzel bir çevre.

canalstmartin

Artazart Design Bookstore

83 quai de Valmy

Taschen ve muadili tasarım kitapları, Freitag çantalar, Moleskine ajandalar, Lomo fotoğraf makinaları ile içine girip ‘bunu da istiyorum, bunu da’ diye aklınızı çıldıracağınız bir mağaza.

Stock Bensimon

85 quai de Valmy (Rue de Lancry)

Hemen Artazart’ın yanında ‘farklı’ bir mağaza. Spor ayakkabılara, çantalara, yağmurluklara mutlaka göz atın.
bensimon

Chez Prune

36 Rue Beaurepaire

Yine lokallerden aldığım tavsiyeyle gittiğim Chez Prune’ü de her gittiğimde uğranılacak cafe’ler listeme ekledim. Dışardaki minik masa sandalyelerde St. Martin kanalına nazır kahve ya da bira, içerde ise salaş/şık atmosferinde bişeyler içebilirsiniz. İnternet olmamasına rağmen laptop’umla oturup biraz yazı yazdım. Yan masalarla interaksiyon, garsonla flört, güzel kahve, bol bol gözlem de fiyata dahil. Sevdim Chez Prune’ü.
prune
Chez Prune gibi yereller tarafından önerilen bir diğer adres ise Le Comptoir Général (80 quai de Jemmapes). Ben gitmedim ama referansı sağlam diye önereyim dedim.

Le Cinquante

50 rue de Lancry

‘Boş yok’ tarzı tatlı bir sokak olan Rue de Lancry üzerinde mini minnacık ayak üstü bir şeyler içmelik mahalle barı. Şu şirinliğe bakar mısınız?
Yine bu cadde üzerinde yer alan La Patache (60 rue de Lancry) dışardan çok cici bir bara benziyor. Az ilerdeki Mutant‘da ise ucuza giysiler var.

 

cinquante

Prip Sap

Dükkanın adı bu mu bilmiyorum. Adını bilmediğimden tam adresi de yok elimde. Ama Rue de Lancry üzerinde artık Place Bonsergent metrosuna 2 adım kala yer alan bu küçük 2. el dükkanda çok orjinal parçalar var fiyatlar fena değil. Dükkanın sahibi İngilizce bilmiyor, yarım yamalak Fransızcanızla pazarlık da yaptırmıyor, siz yine de bir şansınızı deneyin ama. Çantalara, kazaklara göz atmadan çıkmayın.

frip

Le Bistrot

32 boulevard Magenta

Place Bonsergent metrosuna 2, Republique’e ise 7 dakika mesafede şirin mi şirin mahalle restoranı. Kalabalık ya da turistik değil. Fiyatlar makul, ortam güzel, yemekler lezzetli, garsonlar yardımsever. İyi bir mekan için olmazsa olmaz her şeye sahip yani. Günün menüsü her zaman daha hesaplı ama damak tadınıza göre bir şey yoksa mutlaka et yiyin.
bistro

 

Rue Montorgueil

Paris’te restoranlar hep pahalı ve dışarda sadece turistler yemek yiyor sanıyordum. Rue Montorgueil’yi görene kadar. Bu şirin caddede birbirinden güzel restoranlar var: Fransız, İtalyan, Grek, Türk, Uzak Doğu… Ne ararsanız! Loy’s Bagel ve Eat Sushi süper görünüyor. Pariste krep genelde ayakta elde yeniyor. Oturmak isterseniz küçük bir ara sokak üzerindeki Crêperie Paris Montorgueil (37 rue Mauconseil) adresini tavsiye ederim. Minicik bir dükkanda çeşit çeşit tatlı tuzlu krep ve güzel kahve var.

Alışveriş yapmak isterseniz de hemen şu an üst kısmı inşaat halinde olan yer altı alışveriş merkezi Forum Des Halles’e girersiniz. Hiçbir özelliği yok, sineması, metro bağlantısı, food court’u, mağazalarıyla bildiğin minimal bir AVM. Güzel markalar var ama.

Parc des Buttes-Chaumont

Paris’in en güzel yerlerinden biri. Şehrin içinde ama şehirden uzakta. Sakin, huzurlu. Yemyeşil. Ağaçlar, kuşlar, şelaleler, tepeden manzara. Piknik, spor, yürüyüş için ideal. Ben bayıldım. Adresi: Avenue Simon Bolivar (8 Rue Botzaris)

 

Palais de Tokyo

13 avenue du Président Wilson

Paris’e son gidişimde Eiffel Kulesine en fazla bu kadar yaklaştım (Allahıma bin şükür). Buraları en iyi bilen Sinem‘le Palais de Tokyo’da buluştuk. Mimarlıkta brutalizm akımının dibine vurmuş binadaki sergiler özellikle Dutch Design Week‘te gördüklerimden sonra pek bi yavan geldi. Enteresan işler de vardı evet ama ‘ee bu ne ki şimdi’ hissi uyandırdılar daha çok, orasından burasından betonarme armatür filizleri, kablolar fışkıran binanın kendisi işlerden daha enteresan.

 

 

Sergi çıkışı Palais de Tokyo’nun restoranında yemek yedik. İsmine aldanmayın sushi yok. Ama menü çok enteresan. Fransızca ve İngilizce menüyü karşılaştırmalı olarak inceleyince biraz olsun yiyeceğiniz şeyin içinde ne olduğunu kestirebiliyorsunuz. Biraz şansımıza, biraz da yakışıklı garsonlara sorduğumuz yarı flörtöz ‘ne yesek ki acaba?’dan gelen cevaplara güvenerek sipariş ettiğimiz yemekler oldukça lezzetliydi. Fiyatlar tuzlu. Başlangıcımın içinden ufak bir plastik parçası çıktı. 1000 kere özür dilediler, yenisini getirdiler, keşke indirim yapsalardı. Ben yemeğimden plastik çıkmasına rağmen tavsiye ediyorum burayı. Gidin görün, gezin, yiyin. 

Colette

213 rue Saint-Honoré

Paris’in epey turistik bölgesinde, Champs-Élysées’ye yakın bir butik burası. Yakın çevresinde bolca designer store olduğundan mıdır bilmem, fiyatları bu mağazalarla yarışır cinsten. Yine de sırf ne var ne yok diye bakmaya gidilir Collette’e. Giriş katında tasarım spor ayakkabılar, baskılı t-shirt’ler, limited edition saatler ve güneş gözlükleri gibi aksesuarlar; dev tasarım kitapları, hediyelik eşyalar, lomo fotoğraf makinaları, defterler, incik boncuk falan var.

Alt katı bembeyaz bir cafe olan Collette’in üst katındaysa gereksiz pahalı markaların ürünlerinin satıldığı bir butik ve kozmetik bölümü var. Üst kat hiç benim zevkime hitap etmese de alt katında 1 saat falan geçirdim sanırım üstelik üst kata göre çok daha afffordable. Şiddetle tavsiye edilir bu rengarenk dükkan.

kalp

Bu defa Pitchfork Müzik Festivali vesilesiyle geldiğim Paris notlarım bu kadar. Facebook fotoğraf albümü için buraya tıklayın. Bu arada Pitchfork’un afterparty’lerinin yapıldığı Le Trabendo‘yu da unutmamak lazım. Güzel konserler olan bir mekan. Listelere eklensin efem.

Bir önceki bambaşka kafalarda gezdiğim turistik Paris notlarım da burada. (Resmen ‘gezenbayan’ın gelişimini görüyorsunuz bi iki yazıyı karşılaştırınca) Neyse bu da lazım :)

paris’te gece yarısı, amelie, paris je t’aime, jeux d’enfants, before sunset, da vinci code filmlerinde görüp aşık olduğunuz, zaten dünyada da eros’un fazla mesaiye kalmasıyla ünlü, tumblr kızlarımızın rüyalarını süsleyen, sanatın ve sanatçının yanında, şarap kokan güzel şehir paris’te turistsiniz ve uzun bir haftasonu kaçamağı yapma şansınız var. ne yaparsınız? işte fransızca cliche kelimesini onurlandırırcasına minik bir şehir rehberi…

Mutlaka yapılacaklar (dikkat turist çıkabilir)

*her yer birbirine yakın sayılır. metroya mümkün olduğunca az binin! bol bol yürüyün!

*seine nehri kıyısında gezinti yapın, notre dame katedrali’ni görün

nehir boyunca çift taraflı ikinci el dergi, kartpostal kitap satan tezgahlara göz atın. notre dame’in hemen arkasında i’Ile saint louise diye küçük şirin bir adacık var . bir ana sokağında tur atabilirsiniz, evleri muhteşem.

*montmartre tepesine çıkıp sacré-cœur kilisesini görün

eğer pazar günü giderseniz burada pazar kuruluyor, burada şarap tadıp sokak sanatçılarına resminizi yaptırabilir civardaki cafelerde oturup keyif yapabilirsiniz

*eiffel kulesi altındaki çimlere uzanıp bir şişe şarap eşliğinde ışıkları izleyin

yağmur yağarsa dert etmeyin, boşverin böbrekleri falan, romantik olun!

*panthéon, grand palais, garnier operası da diğer görülecek turistik destinasyonlar

*arc de triomphe’ üzerindeki süsleme ve figürleri yakından inceleyin, tepesine çıkıp şehre bakmayı ihmal etmeyin, efsanevi belediye başkanı hausmann’ın yıldız şehir planını en iyi okuyabileceğiniz yüksekliktesiniz.

kültürel

*centre pompidou kültür merkezi’ne gidin, önündeki meydan yaşayan bir meydan, sokak performanslarını izleyin, oturun, takılın

*paris’e gitmişken louvre’a da bir bakın tabii

hepsini gezmeniz günler alsa da ilginize göre bir sergi veya koleksiyon seçin. çıkışta jardin du tulieries’te gezinin.

*d’orsay

ne yiyip içmeli?

*st germain’de barlara girip çıkın

muhteşem bir sangria tatmak isterseniz tavsiyem bar10

*moufftard ‘ın parizyen tarzı minik masalı cafelerinden birinde öğle veya akşam yemeği yiyin

*st germain’deki relais d’entrecote ‘da l’entrecote yiyin

tek çeşit yemek var o da cafe de paris soslu bonfile, yanında da patates kızartması. öncesinde gelen salata ve sonra sipariş etmenizi önerdiğim taze çilekli limon sorbe döndüğünüzde tek konuşacağınız şey olabilir! şarap seçimi size ait!

*la duree’de tart veya macaron yemelisiniz, tıpkı bir tumblr kızı gibi, nutellalısı var mı diye de zorlayın isterseniz

Nerede alışveriş yapmalı?

*champs-élysées boyunca yürüyüş yapıp mağazalara göz atın (hiçbir şey de almayın)

*galeries lafayette:

galleries lafayette’den alışveriş yapacaksınız önce welcome desk’e uğrayın, pasaportunuzu gösterip tax free’ye ek olarak %10 indirim sağlayacak kartı alarak daha uygun fiyatlara alışveriş edebilirsiniz. Burada bulunan designer markaların kapılarında kuyruk oluyor, aklınızda bulunsun. Zaten Türkiye’den daha pahalı olduğuna eminim, tax free ile ucuza geliyor olabilir ama Uzak Doğulu turist değilseniz ya da illa da ‘çantamı Paris’ten aldım anacım’ deme fantaziniz yoksa bu tarz mağazalardan alışveriş yapmanın alemi yok.

Paris’te romantik bir haftasonu kaçamağı için önerdiğim mekanların foursquare listesi için tıklayın.

gitmeden bunları da izleyin:

midnight in paris

paris je t’aime

yerlisinden tavsiyeler: sinem cansu

yerlisinden tavsiyeler: sinem cansu

Paris’e hiçbir zaman çok hakim olamadım. Çok turistik, çok romantik anasını satayım. Yanında bir adamla bi yerden bi yere giderken kazara yağmur yağsa omuzlarında ‘off şimdi aşık olmamız lazım’ın yükü....

YORUMLAR

Şu an hiç yorum yok.

YORUM EKLE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir