blue jean ozel sayi

Ocak 2016 tarihinde Blue Jean özel 29. yaş sayısında ipek atcan, hakan bıçakçı, gonca vuslateri, nejat yavaşoğulları, ferman akgül, tuna kiremitçi, yekta kopan, can temiz,doğu yücel, ege çubukçu, sadi tırak, oben budak, feridun düzağaç, elif key, çetin cem yılmaz, vedat özdemiroğlu, aydilge gibi isimlerin arasında konuk yazar olarak yazdığım yazım

blue jean, müzik ve ben

Posta kutumda Blue Jean’den merhaba diye bir ileti görünce şaşırdım ve heyecanlandım. Uzun zaman olmuştu BlueJean’le herhangi bir muhabbete girmeyeli. Yeniyetmeyken en yakın arkadaşlarımdan biriydi, sonra ne oldu, internet mi girdi aramıza, yoksa büyüdüm mü bilmiyorum.  Ama mailin başlığı bile yetti her şey hakkında az bilgiye ve çok heyecana sahip olduğum o ilk gençlik günlerimi bana hatırlatmaya. Nostalji ister istemez duygulandırıyor insanı, haliyle iletiyi açıp okuduklarımdan sonra da epey duygulandım. Mutluluk ve gurur karışımı şeyler sanırım.

Benimle aynı yaşta olan Blue Jean, 30’a bir kala, yeni yaşına girerken köklü değişiklikler geçiriyormuş. Kendi 20’li yaşlardan çıkarken hedef kitlesini de bu yaş aralığında sınırlandırmamak, genişletmekmiş amacı. Seni çok iyi anlıyorum Blue Jean, çünkü 30’a 1 kala ben de değişiyorum, ben de geçiyorum böyle yollardan. Bak ne zamandır konuşmuyorduk ama beraber büyüyoruz işte yine, gördün mü?

Maili özetliyorum: Artık ayakları yere daha sağlam basan, kendine yetişkin denmesinden hoşlanmayan ama ister istemez olgunlaşan (yok canım kendimden bahsetmiyorum) Blue Jean’in yeni yılda yayınlanacak bu elinizde tutmuş olduğunuz ilk ‘yenilenmiş’ sayısında müzik, sinema, televizyon, edebiyat ve sosyal medya dünyasından konuk yazarların yazıları yer alacakmış. Aynı yaşta olduğum, birlikte büyüdüğüm, her ay heyecanla çıkmasını beklediğim, içinden çıkan posterlerle duvarlarımı, posterlerdeki sanatçılarla rüyalarımı süslediğim Blue Jean’le beraber kutladığımız 29 yaşımızda benim de bir yazım olmasını istiyormuş hem de. Üç aşağı beş yukarı mail’in özeti bu.

Şimdiye kadar ismi olan, prestijli pek çok dergide yazılarım, röportajlarım yayınlandı ama bu Blue Jean işi beni fazlaca heyecanlandırdı. Bunun başlıca sebebi olayın merkezinde müzik olması sanırım. Bu yeni ve özel ilk sayımızda Elif de yazsın demişler. Düşünsenize! Müzisyen değilim ben ama belki bir müzisyen kadar hayatımın merkezinde müzik. Nasıl heyecanlanmam ve gurur duymam?

Fazla heyecan iyi şey değil ama. İşbu okuduğunuz yazı 2 deadline geçirdi. 100 kez kafada tasarlandı, başlandı başlandı vazgeçildi ve en son müziğin ruhuna uygun bir üslupta karar kılındı! Doğaçlama. Hele bir başla yazmaya Elif gerisi gelir dedim. Pıtır pıtır her gün blog yazan dergilere portallara yazı veren bendeniz tıkandım kaldım. Neymiş? Bir şeyi fazla önemsemeyecekmişsin.

blue-jean-ozel-sayi-cizenbayan-elif-tanverdi

Bu sayının konusu Star Wars’muş, ama ben müzik yazacağım. Bana ne! Çünkü biliyorum ki bu dergiyi elinizde tutuyorsanız ortak bir tutkuyu paylaşıyoruz biz; o da müzik. Belki siz başka bir tarz dinliyorsunuz ben çok alakasız bir tarz. Ama iyi müzik konusunda hemfikir olabileceğimiz gibi ortada buluşabileceğimiz tarzlar da var eminim ki. Çok öznel ama bir o kadar da evrensel çünkü müzik. Klasik laf vardır ya, ortak payda! Aynı dili konuşmasa da oturup beraber müzik yapabilir iki müzisyen. O an içinden gelenleri döker, dili değil kalbi konuşur, kalbinden gelen hisler enstrümandan geçerek yayılır evrene, dalga dalga. Kendi dili var müziğin ve yoo dostum notalardan bahsetmiyorum. Başka türlü bir şey bu. Titreşimler bilinçaltı düzeyinde anlamadığımız şeyleri sezdiriyor, binlerce kelimeyle ifade edemediğimiz hisleri bir ton ile aktarıyorsak bu biraz büyülü bir şey değil mi sizce de?

İşte bu büyü aslında bugün beni ben yapan şey. Okuduklarından, izlediklerinden, dinlediklerinden bağımsız adım bile atamaz insan, bunlar bizi biz yapar. Kendi tecrübelerimizden değil sadece, filmlerden, kitaplardan, şarkılardan öğreniriz insan ilişkilerini, hayatı. Bilinç altında ya da üstünde. Ne farkeder? Bir şarkıda anlatılan hikayedir artık senin için aşkın tanımı ve ona benzettiğin her hissiyatta aşık olduğunu anlarsın. Böyle derinden etkiler müzik insan hayatını. Herkesi herkes yapan, seni sen, beni ben yapan da müziktir. Ama ben bundan bahsetmiyorum müzik beni ben yaptı derken. Fazlası var: Tamam müzik yapamıyorum ben ama nasıl bir tutku duymuşsam kulaklarımdan girip kalp atışlarımı kafasına göre bana hiç sormadan hızlandırıp yavaşlatabilen bu şeye, kariyerimi bile şekillendirmesine izin vermişim.

Blog’um biraz popüler olduğunda ve ben artık mimar olmayacağımı anladığımda tutku duyduğum şeyler hakkında yazmaya başladım. Hayatımda olan biten ne varsa. Müzik olmasa yazamazdım zaten ama müziği yazmasam da olmazdı. Çok bildiğimden anladığımdan değil de hissettirdikleri üzerinden gittim. İçine girdikçe daha da tutkunu oldum bir de.

Son zamanlarda çevire çevire albümünü dinlediğim grubun peşinden uçak bileti bakarken buldum sonra kendimi. Tabii ki bakmakla kalmadım. Müzik kadar beni tanımlayan bir diğer şey seyahat etmek ve ben artık müzik için seyahat ediyordum. Tutku gibi tutku! Müzik peşinden çok güzel yerlere gittim, çok güzel insanlarla tanıştım. Blogumda müzikle ilgili bir alan açtım, adını da ‘anne ben groupie oldum’ koydum.

Müzikle şekillenen kariyer maceram bununla sınırlı kalmadı tabii. Yaptıkları müziğe aşık olduğum genç müzisyenlerin elinden tuttum. The Away Days’le Türkiye’de, Avrupa’da ve Amerika’da sayısız konser verdik beraber, güya menajerleriydim ama yeri geldi roadie’lik de yaptım. Ama en çok da annelik. Onlar o sahnelere çıkıp o insanlara o güzel şarkılarını çalabilsinler diye bir anne fedakarlığına ulaştım. Ne maceralar atlattık. Hepsi müzik için!

cizenbayan-festival-kizi-sziget

Onlar kadar tatmin olmadım belki, o müziği yaratıyor ve icra ediyor olmak bambaşka birşey olmalı, ama onlar da kendilerini hiç canlı dinleyemiyorlar işte! Belki de ben daha şanslıyım. Onlar profesyonel ama ben her zaman fan’ım! Bu iş böyle. Müzik sevdam ve müzisyenlere duyduğum hayranlık sonsuzdu sanki. Peru’da katıldığım bir Ayahuasca (Peru’daki inanışa göre kutsal bitkilerden yapılmış kutsal bir iksir) seremonisinde, kendimizi kendimize ve yaradılışa en yakın hissettiğimiz, tüm evreni içimizde ve kendimizi sonsuzluk kadar küçücük bir nokta bildiğimiz o ayinde, o dolup taşan hislerle müzik yapan müzisyenler hayat boyu en çok kıskandığım insanlar olmuştu belki de.

Müziği kendim müzik yapmasam da işim haline getirmek, menajerlik yapmak, müzik peşinden yollara düşmek, başka kıtalara gitmek… Yok bununla da kalmadı. Kendi çapımda arkadaş toplaşmalarında müziği ben açardım hep. Öyle her herkesle yapılan buluşmalardan bahsetmiyorum tabii. Müzik konuşabildiğin, yeniye açık, illa ezbere bildiği şarkıyı dinleyeceğim diye tutturmayan o arkadaşlardan bahsediyorum. Aslında sebebini açıklayamadığın şekilde çok yakın olmasan da daha samimi olabildiğin o insanlardan. Çeşitli modda geceler için farklı farklı çalma listeleri oluşturdum sonra, o da yetmedi bir de şu alet edevatı öğreneyim diyip kursa bile gittim. ‘Gel DJ’lik yap’ dediler. Öyle sonsuz ki saygım müzik yapan üreten insana, ‘yok bana DJ demeyin’ dedim. ‘Ama gelip sevdiğim şarkıları çalarım tabii.’ En sevdiğim müzisyenleri dinlediğim sahnelerde en sevdiğim şarkıları çalma şansına eriştim. Beraber dans edebildiğim sevgililerime daha çok aşık oldum hep. Bir konserde sarılıp elini tuttuysam bir de… Seni seviyorum demesinden daha romantikti attığı şarkı ya da yaptığı karışık kaset. Ve tabii şarkı sözleriyle ifade ettik aşklarımızı. Sözlerimizi bile sevdiğimiz müzisyenlerden ödünç aldığımız kelimelerle verdik. Yazın şu festivale gidelim diye ortak hayaller kurduk, hatta hayatı boyunca gelinlik hayali olmayan bir kız olarak festival düğünlerini gördükten sonra fetivalde evlenmek hayalim oldu. Yolda yürürken kulağında kulaklık gözlerini kapayıp müziğe kendini kaptırmayan, metro beklerken hafif hafif dans etmeyenler anlayamazlar belki bu sözlerimi. Ama siz bu dergiyi elinizde tuttuğunuza göre anlıyorsunuz beni.

Daha sayfalarca güzelleme yapabilirim sanırım ama siz biliyorsunuz ne demek istediğimi. Bir ara bir konserde falan karşılaşır daha çok müzik konuşuruz belki…

OCAK2016_BLUEJEAN_kapak

sevgi günü

sevgi günü

Ocak 2016 tarihinde Blue Jean özel 29. yaş sayısında ipek atcan, hakan bıçakçı, gonca vuslateri, nejat yavaşoğulları, ferman akgül, tuna kiremitçi, yekta kopan, can temiz,doğu yücel, ege çubukçu, sadi tırak,...

cizenbayan-elif-tanverdi-14-subat

daha yaratıcı ve verimli olmak için 7 öneri [the story of seven]

daha yaratıcı ve verimli olmak için 7 öneri [the story of seven]

Ocak 2016 tarihinde Blue Jean özel 29. yaş sayısında ipek atcan, hakan bıçakçı, gonca vuslateri, nejat yavaşoğulları, ferman akgül, tuna kiremitçi, yekta kopan, can temiz,doğu yücel, ege çubukçu, sadi tırak,...

wake-me-up-when-im-famous-amsterdam-cizenbayan

YORUMLAR

Şu an hiç yorum yok.

YORUM EKLE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir