2012-09-29-3666

Eylül’e ertelenen Radiohead konseri için tekrar Berlin’deyim. Avrupa’daki en sevdiğim şehir Berlin artık eminim. Kendimi en ‘kendim’ gibi hissettiğim, yaşayan, heyecanlı, sürprizli, sık sık gittikçe sıkılmak yerine ruhuna daha vakıf olup daha mutlu olduğum, dilini konuşurken rahat ve mutlu olduğum, bana evde hissettirecek, aile diyebileceğim kadar çok sevdiğim insanların yaşadığı şehir.

Yazı ayrı, kışı ayrı, baharı ayrı güzel (Yazı ve baharı daha güzel, kışı biraz soğuk:) )

Her gittiğimde mutlaka yaptığım şeylere yenilerini de eklemeyi seviyorum. Eylül’deki Berlin maceramda keşfettiğim adresler burada. Tam bir gidilecek yerler listesi için mutlaka bir önceki post’a da göz atın:

FriedrichshAin

Doğu Berlin’in bu güzide semti son birkaç seyahatimde benim en sevdiğim yerlerden oldu. Hemen trenden inince Sonntagstrasse üzerindeki cafelerden diğer yazımda da bahsetmiştim, bu yazının devamında Berlin’de yaz’ın altında bulabilirsiniz. Bunlar da Eylül keşiflerim:

Kahvaltı: Goodies (Warschauer Str. 69)

Leziz kahve, organik bagel’lar, leziz sandviç ve çorbalar, baştan çıkarıcı tatlı ve muffin’ler için Goodies’i öneririm. Güzel havalarda hemen dükkanın önüne atılan 2 ahşap masadan birini kaparsanız keyif yaparsanız ama içersi de oldukça güzel, üzülmeyin.

Kahvaltı: Proviant (Wühlischstr. 39A (Gärtnerstr.))

Proviant bir nevi bir şarküteri. İçeri girin, vitrinden onlarca çeşit peynir, salam, jambon ve sucuk arasından istediğinizi seçin, ortaya karışık bir tabak yaptırın, dışarı ahşam masalara oturup keyfinize bakın. Biraz bekledinden sonra hem gözünüz hem karnınız doyacak. Afiyet olsun!

Mağaza: Broke & Schön (Krossener Straße 9)

‘Paramız bitti ama olsun güzeliz’ cümlesini kendine motto edinmiş modern zaman Polyannalarının çok hoşuna gidecek bir mağaza. Fiyatlar çok uçuk değil, orijinal parçalar var. O civardaysanız göz atın. Bu sene üniformam haline gelen pembe kazağımı oradan aldım.

Kaufbar (Gärtnerstr. 4)

İçerideki her şey satılık. Ama öyle tasarım şeyler yok, ikinci el bunlar. Yediğiniz tabak çanak, oturduğunuz koltuk. Vintage ve satılık. Bir şey almanıza gerek yok. Sadece kahve de içebilirsiniz.

Prenzlauerberg

Alte Schönhauser Strasse / Schönerhauser Allee / Kastanienallee / Weinbergweg

Senefelder Strasse metrosudan Mitte’de Hakescher Markt’a kadar gezebileceğiniz birbirine paralel yer alan bu sokakların bulunduğu bu civarda güzel cafe’ler, restoranlar, plakçılar ve mağazalar var. Bir öğleden sonranınızı ayırıp ikinci elciler, tasarım mağazalarına girip çıkabilir, akşam uygun fiyata lezzetli Çin veya Hint Yemeği yada Curry Wurst yiyebilir, gece de cool barlara gidebilirsiniz.

Birkaç örnek vermek gerekirse:

Plakçı: Oye Records (Oderbergerstr. 4)

oye

Yukarıdaki fotoğraf yeterli sanırım? Go in! Indie’den electronic’e, rock’tan funk’a neler var neler…

CAFELER:

The Barn – Roastery (Schönhauser Allee 8)

Schönhauser Allee’de gezerken yüksek tavanlı, minimalist tasarımlı bir cafe görüp içeri dalıyorum. Kasaya doğru yönelince menü yerine bir bildiriyle karşılaşıyorum. İlgimi çekiyor, okumaya başlıyorum. Ben okurken Ralf geliyor. “Kahve mi istersin yoksa burada ne yapmaya çalıştığımızı bilmek mi?” diye soruyor. İkincisi diyorum. Ralf The Barn’ın sahibi. Başlıyor anlatmaya: Almanya’da ‘gerçek’ kahve kültürünün ortadan kalktığından, organik kahveleri kendine has yetiştirme teknikleri olan ve her sene sınırlı miktarda hasat alan bir çiftlikten aldıklarından ve yakında kendi kahvelerini yetiştireceklerinden, gerçek kahvenin şekersiz içilmesi gerektiğinden bu yüzden burada şeker servis etmediklerinden, sütle hazırlanan kahvelerin hangi sıcaklıkta nasıl hazırlanması gerektiğinden bahsediyor.

Tezgah üzerinde enteresan kahve hazırlama gereçleri var. Ralf veya The Barn çalışanlardan biri sipariş ettiğiniz kahvenizi bir şov gibi hazırlarken size önemli noktaları seve seve anlatıyorlar. Dilerseniz bu alet edevatı satın alıp evinizde de ‘özenle’ kahve hazırlayabiliyorsunuz. Suyun sıcaklığından demlenme süresine kadar o kadar titizlikle çalışıyorlar ki, kahve değil bir sanat eseri içiyor gibi hissediyorsunuz. Camın önündeki masalarda ‘no laptop’ yazıyor. Burası normal bir cafe değil. Kahve içmek bir ritüel. Biraz oturup farklı kahvelerin hazırlanışını izliyorum. Herkese tek tek sabırla felsefelerini anlatıyor Ralf. Keyif yapmaya değil, kahveye meraklysanız, gerçek kahve tadını özlediyseniz gidin.

Kaffeemitte (Weinmeisterstr. 9a)

cafemitte

Café Cinema (Rosenthaler Str. 39)

cafecinema6

UZAK DOĞU YEMEKLERİ

Yumcha Heroes (Weinbergsweg 8)

yumcha heroes

W – Der Imbiss (Kastanienallee 49)

Monsieur Vuong (Alte Schönhauser Str. 46)

monsieur

BARLAR:

Eschschloraque (Rosenthaler Str. 39)

Eschschloraque

İsmini okuyamadığım bu güzide bar/cafe, Hakescher Markt’ta hoflardan birinin içinde (Cafe Cinema’nın yanındaki kapıdan girince), graffitilerle dolu yolu bitirince hemen sağda. Güzel havalarda gündüz bahçesinde oturup birşeyler içerken ücretsiz wireless’la instagrama hemen birkaç #streetart postu yollayabilir ya da gece birşeyler içip güzel muhabbetler edebilirsiniz.

Primitiv Bar (Simon-Dach-Str. 28)

Zu Mir oder Zu Dir (Lychener Str. 15)

zumiroder

Sana mı bana mı? Klasik bir geceyi nerede geçirelim sorusunun cevabı aynı zamanda bu barın adı. Eğer ‘Zu Mir Oder Zu Dir’a gitmeye karar verirseniz hafif loş bir ortamda, şahane müzikler eşliğinde ister barda, ister rahat puflarda keyifli saatler geçireceğiniz kesin. İyi eğlenceler. Çıkınca Curry Wurst yemeyi unutmayın!

Muschi Obermaier (Torstraße 151 (Ackerstr.))

SchokoLaden (Linienstr. 45)

GECE KULÜBÜ:

Salon zur wilden Renate (Alt-Stralau 70)

GECE BARDAN SONRA PİSLİK YEMEK:

Curry Mitte (Torstraße 122)

SANATSAL:

East Side Gallery (Mühlenstr)

Aedes am Pfefferberg (Christinenstraße 18-19)

BERLİN’DE YAZ

Sanırım Aralık ayıydı, songkick’te Temmuz’da Berlin’de bir Radiohead konseri olacağını duyunca hemen bilet aldım. Hem Radiohead’i canlı izleme hem de sevgilim Berlin’i bir kez daha görme şansını kaçıramazdım. Manyak mısın aylar önce bilet alıyorsun demeyin zaten ben aldıktan birkaç hafta sonra da tükendi biletler. Sonra bekleyiş başladı.

Konsere 1-2 hafta kala Kanada’da sahnesi çöken ve davul teknisyenleri vefat eden, sahne ışıkları zarar gören Radiohead resmi bir açıklama yaparak konserleri 29-30 Eylül’e ertelediğini duyurdu. Bense biletimi değiştirmektense konser olmasa da Berlin’e gitmeye karar verdim.

Bu sanırım 5. gidişim oldu, artık Berlin Katedrali, Parlamentonun kubbesi, Yahudi Müzesi tarzı gezme fasıllarını bitirdiğimi ve şehri gerçekten yaşamaya başladığımı rahatlıkla söyleyebilirim. En son 2 sene önce gittiğim Berlin tabii ki değişmişti… işte artık neredeyse yerlisi olduğum Berlin’den son havadisler…

  • Radiohead konseri 29-30 Eylül’e ertelendi. Ben gitmeden bir hafta önce Berlin’de Fusion Festival vardı, neredeyse herkesin bileğinde hala bileklikleri duruyordu, ortamı çok iyiymiş, seneye gidilebilir. Onun dışında 7-8 Eylül’de Tempelhof Havaalanı’nda gerçekleşecek Berlin Festival‘da da The Killers, Paul Kalkbrenner, Sigur Ros, Franz Ferdinand, Friendly Fires, Crookers gibi isimler sahne alacak. Yine ortamının şahane olacağına eminim.

Gezme-tozma / Alışveriş

  • Ku-Damm’da yer alan, yıkık kulesiyle her an 2. Dünya Savaşı’nı anımsatan Keiser Wilhelm Gedaechtniskirche tadilata alınmış. Üstelik dışına ördükleri geçici iskelet gökdelene benziyor. Kilise yıkılıp yerine iş merkezi dikmişler gibi duruyor. Görünce çok şaşırdım. Sağda gördüğünüz eski Gedaectniskirche soldaki de tadilata alınmış hali. Bakalım kilisenin onarımı bittiğinde savaş sırasında cephesini yıkan topun açtığı delik duracak mı yoksa tamir mi olacak, merakla bekliyorum.

gedaechtnis

  • Bir tane Ku-Damm’a bir tane de Mitte’de Hakesche Höfe yakınlarına Urban Outfitters açılmış. Ku-Damm’daki diğerinin 4-5 katı. Çok da iyi, çok da iyi güzel olmuş. Güzel plaklar, fotoğraf makinaları, kitaplar falan da var. Ama fiyatlar Amerika’ya göre tuzlu. Madem Berlin’desiniz plak için Schönehauser Allee‘ye, giysi ve ıvır zıvır için de Mauerpark‘a gidip ikinci ellere göz atın derim.

 urban

  • Hakesche Höfe içine harika bir mağaza açılmış: Brandy Melville. Fiyatları uygun, baya cici orijinal şeyler var, bi de her şey tek beden. İnternetten brandymelville.de adresinden inceleyebilirsiniz.

melville3

melville1

melville2

  • Trene metroya kaçak binenlere ne yapılıyor uzaktan tecrübe etmiş olduk bu sefer, çocuğun birini baya tartakladılar gözümüzün önünde, artık kaçmaya mı çalıştı ne yaptı bilmiyorum sonra da paşa paşa verdi 40 Euro’yu ama o utanç yeter zaten. Alın bi günlük ya da haftalık bilet kafanız rahat olsun derim.

Gece hayatı / Dans-mans

  • Berlin’de yaz gecesi dışarı çıkacaklara ilk önerim: güneş gözlüğünüzü yanınıza alın. Zaten 10’da anca kararan hava 3:30 gibi aydınlanmaya başlıyor. E Berlin’de gece hayatı o saatte bitmiyor zaten, muhakkak sabahı edersiniz. Güneş gözlüğü şart! (Nasıl? Duygu da ben de çok yakışıklıyız di mi?)

2012-07-08-0890

  • Dans etmeye gidildiğinde son moda içki Arjantin’in ünlü mate’si. Bara gidip Club-Mate sipariş ediyorsunuz. Barmen sizden bir kısmını içmenizi rica ediyor, sonra da içtiğiniz kısmına cin ya da vodka koyuyor. Sevdim ben, kafein içerdiği için bir nevi vodka-energy diyebiliriz.

 clubmate

  • Yeni yeni klüpler açılmış Berlin’de görmeyeli. Berlin efsanesi Berghain’e uğramadık bu kez. Kreuzberg’de mimari olarak Berghain’a çok benzeyen Ritter Butzke‘ye gittik. Çok daha küçük, kapısında daha az kuyruk var (Berghain’a girebilme ‘şansı’ için 1 saat kuyruk beklediğimi bilirim). 2 farklı müzik çalan salon ve bir de avlusu var. Yine eski bir endüstri yapısı gece kulübü haline getirilmiş (en sevdiğim). Müzikler Berlin’in local DJ’lerine emanet edilmiş. Berlin’de kulüplerde genellikle techno falan çalar. Burada tempo biraz daha düşüktü. Kulaklarım dubstep aramadı diyemem. Yine de ortam güzel, eğleniliyor.

ritterbutzke

fotoğraf: Mai Kumoji

  • Eastside Gallery yakınlarındaki Berlin Beach Club’larının efsanesi Bar25 sizlere ömür. 2010’da dünya kupası maçlarını dev ekrandan izleyip sonra kumlar üzerinde dans ettiğimiz enteresan dekorasyonlu mekan artık yok. Ama üzülmeyin Bar 25’in yokluğunu aratmayacak bir sürü beach bar açılmış Spree kıyısına. Benim favorim Lichtpark ve Kater Holzig.

katerholzig

  • Kater Holzig içi graffitilerle dolu L şeklinde yanyana iki binası, ıvır zıvır heykellerle dolu bahçesi, ışıklı manzaralı terası olan enteresan bir beach bar. Tepeden çamaşırlar falan sarkıyor, garip objeler var her yerde. Çok kendine has bir yer. İçinde bir de ünlü siyah beyaz berlin tarzı fotoğraf çeken Photobooth’lardan var. 2 Euro ve 15 dakikanız varsa girin eğlenin.
  • Lichtpark‘ı keşfetme hikayemizi de şöyle anlatayım hemen:

Berlin’de Pazar akşamüstü, Duygu’yla buluşmak üzere Alexanderplatz’a gidiyorum. Trendeyim. Etrafı izlerken sol tarafta, Janowitzbrücke durağına gelmeden Spree kıyısında inanılmaz eğlenen insanlar görüyorum. Yanyana iki mekan var. Buraya gitmemiz lazım! Duygu’yla Berliner Dom önünde buluşup yürü diyorum Janowitzbrücke’ye gidiyoruz. Orda bi yerler gördüm oralara bakmamız lazım.

Trenden inip müziğin sesini takip ederek bulamıyoruz gitmek istediğimiz yeri. Arkalardan dolaşmak lazımmış. Gitmek isteyen olursa tarif ederim. Biz oraya ulaşana kadar gökyüzünde kara kara bulutlar beliriyor. Müziğin olduğu, gençlerin toplaştığı yere geldiğimizde şimşekler falan çakıyor. Yazlık kıyafetlerle inanılmaz bir yağmura yakalanıyoruz. Ücreti ödeyip içeri girdiğimizde ‘acaba girmese miydik’ tereddütlerimizi sağanak yağmur altında çığlıklar atıp dans eden Berlinliler dağıtıyor. Biz de boşverip ıslanarak dans etmeye başlıyoruz. Ortam gerçekten mükemmel. Kimse yağmurdan şikayet etmiyor, müzik çalmaya devam ediyor. 10 dakika sonra yağmur diniyor, bir 20 dakika sonra da güneş açıyor. İşte o zaman bir Pazar akşam üstü Berlinliler nasıl eğlenirmiş görüyoruz. Kaç saat dans ettik bilmiyorum, bir ara Duygu gitti, Deniz gelene kadar tek başıma dans ettim. Öyle de eğlendim ayıptır söylemesi.

Berlin’in bu yaz bence en hit iki mekanı Lichtpark ve Kater Holzig yanyana. Mutlaka uğrayın!

  • Bu gidişimde en çok Schlessicher Tor çevresinde takıldım diyebilirim. Özellikle haftaiçi geceleri yapacak bir şeyler arıyorsanız Berlin’in genelinin aksine burada hayat var.

corba

  • Schlessisches Tor’da Oppelner Strasse‘de ismi olmayan ama kırmızı tabelası olan bir bar göreceksiniz. Barmene barın ismini sorduğumuzda ‘bi ismi yok ama gelenler bar mit dem roten schild yani ‘kırmızı tabelalı bar‘ diyor’ dedi. İçeri bi girin bence. Biraz barhopping yapmak isterseniz Schlessischer Strasse boyunca yürüyüp barlara girip çıkabilirsiniz. Zur Fetten Ecke de test edildi onaylandı. Bardan çıktık çorbacıya gidelim derseniz çok şanslısınız çünkü Türk mahallesine yakınsınız, en yakın çorbacı Schlesisches Tor metro istasyonunun hemen çaprazında: Bagdad‘da Mercimek çorbası 2,5 Euro.

clubdervisionvefreischwimmer

  • Schlessisches Tor ya da Treptower Park duraklarına eşit uzaklıkta nehir kıyısında karşılıklı iki mekan var (üstteki fotoğrafta soldaki Freischwimmer Restaurant, sağdaki de Club der Visionaere)

  • Daha sakin, oturup akşam mum ışığında bir şeyler yemek ya da akşamüzeri yanınızdan ördekler geçerken bir şeyler içmek isterseniz Freischwimmer Restaurant çok keyifli.

 kahve

  • Hemen karşısındaki Club der Visionaere ise tam bir Hipster cenneti. Girişe 2 Euro verdikten sonra içerde hafif hafif dans edebilir, içkinizi içip etrafı kesebilirsiniz. Hem haftaiçi hem haftasonu gece gündüz aynı modda, eğlenceli, rahat. Gitmeye değer.

 vizyoner

Yeme içme

  • Yine Schlessisches Tor yakınlarında iyi bir Dim-Sum restoranı: Long March Canteen. Kokteylleri ve Dim Sum çeşitleri iyi, ortam ‘Berlin şıklığında: yani salaş ve göze hitap ediyor’. Garsonlar baya bi arkadaş canlısı. Herhangi bir spring roll sipariş edip yanında gelen yerfıstıklı sos içinde yüzün, çok lezzetli. Ben bi ara spring roll’ları bırakıp sosu kaşıkladım.

longmarch

 dimsum

  • Kahvaltı / brunch için iki mekan keşfettim. Biri Friedrichshain’da Sonntagstrasse: geceleri de hareketli olan ve hiç turistik olmayan bu bölgede haftaiçi dahil saat 16:00’ya kadar kahvaltı edebilirsiniz. Test edildi onaylandı mekanlar: Uebereck, Sieben ve Zebrano.

sonntag

  • Diğeriyse Warschauer Strasse: Burada da cadde üzerinde organik ürünlerle kahvaltı edebileceğiniz, önüne ferforje masa sandalyeler atmış küçük cafe’ler var: İki önerim Goodies ve Milch & Zucker.

kahvaltı

  • Hakescher Höfe’de girişi iki alışveriş avlusu arasında kalan Pan Asia‘da sushi for friends menüsü hem çok doyurucu hem de çok hesaplı. 4 kişi 30-40 Euro’ya sushiyle karın doyurduk.
  • Mitte’de Ku-Damm’da doğru düzgün öğle yemeği yiyecek yer yok gibi bence. Zoo’dan bir durak sonra yer alan Savigny Platz durağında inip Kantstrasse boyunca yürüyünce, özellikle çevre iş yerlerinde çalışanların öğle yemeği yediği bu nedenle hesaplı öğle menüleri de bulunan güzel restoranlar keşfedilebilir.

kantkruasan

  • Reichstag tarafından Hauptbahnhof’a yürürken kot farkı sebebiyle hiç farketmediğim bir yeşillik alan varmış. Peyzaj olarak şahane de oturduğumuz ‘ana tren garı’ manzaralı(!) Capital Beach‘te müzik 2000’ler disko terk ve servis de oldukça yavaştı. Sipariş ettiğimiz Pina Colada’yı da hiç beğenmedik ama keyif yapmadık dersem yalan olur.

capital beach

  • Paris’teki Lafayette tarzı bir department store olan Ka de we (Kaufhaus des Westens) ‘nin 6. katında inanılmaz bir gurme bölümü var. Katta yer alan çeşit çeşit yiyeceğin tadına bakıp hem menüden sipariş verip karnınızı doyurabilir, hem de satın alabilirsiniz. Bir üst katta Wintergarten adlı açık büfede ise zevkinize göre çeşit çeşit yemek hazırlatıp, açık büfelerden aldığınız kadar ödeyeceğiniz meze ve side-dish’lerle karnınızı bi’ güzel doyurabilirsiniz. O kadar çok çeşit var ki önce gözünüzü doyurmanız lazım.

kadevebuffet

  • Kreuzberg‘de her şey aynı. Baya bıraktığım gibi: Mustafa’s Gemüse Kebap adlı kült büfenin önünde yine minimum 30 dakikalık sıra var ve molinari & Co‘nun bahçesindeki rengarenk ferforje masa sandalyelerde ağaçlar altında bebekli genç çiftler halen keyif yapmakta. Tavsiye olunur.

molinarico

mustafas

Facebook’ta Berlin fotoğraf albümüne bakmak için buraya tıklayın!

BERLIN HAKKINDA DAHA GENIŞ KAPSAMLI BILGILER IÇIN TIKLAMAYI UNUTMAYIN!

yerlisinden tavsiyeler: maria vießmann

yerlisinden tavsiyeler: maria vießmann

Eylül’e ertelenen Radiohead konseri için tekrar Berlin’deyim. Avrupa’daki en sevdiğim şehir Berlin artık eminim. Kendimi en ‘kendim’ gibi hissettiğim, yaşayan, heyecanlı, sürprizli, sık sık gittikçe sıkılmak yerine ruhuna daha vakıf...

bitmeyen hikaye berlin (2014 edition)

bitmeyen hikaye berlin (2014 edition)

Eylül’e ertelenen Radiohead konseri için tekrar Berlin’deyim. Avrupa’daki en sevdiğim şehir Berlin artık eminim. Kendimi en ‘kendim’ gibi hissettiğim, yaşayan, heyecanlı, sürprizli, sık sık gittikçe sıkılmak yerine ruhuna daha vakıf...

berlin

YORUMLAR

  • selin diyor ki:

    merhaba! Berlinde nerde kalmayı onerirsiniz? airbnb den bakıyordum da semt olarak en rahat sehre hakim olup gezilebilecek yer neresi sizce? Simdiden tesekkurler:)

  • Elif Tanverdi diyor ki:

    friedrichshain, neukölln, kotti, schleSsi olabilir

  • cizenbayan diyor ki:

    prenzlauerberg, friedrichshain, warschauerstrasse, bergmankiez, neukölln

YORUM EKLE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir