burning-man-yoga-journal-turkiye

Seyahat editörlüğü yaptığım Yoga Journal Türkiye‘de 2017 Kış sayısında yayımlanmış 2016’da ilk kez Burning Man’e gittikten sonra yazdığım Ateşin Yankısı başlıklı yazım (2017’de çok farklı bir deneyim yaşadım onun da yazısı yakında gelecek)

DENEYİMİ MAL MÜLK edinmenin önüne koyan, müziği, seyahat etmeyi, doğayı seven, festival takip eden pek çoklarının radarına takılmıştır Burning Man. Benim de önce görselliğiyle, sonra müzikal anlamda, son olaraksa felsefesi ile yapılacaklar listemde gitgide üst sıralara tırmandı seneler içinde.

Yurt dışı festivalleri konusunda oldukça tecrübeli olsam da bu seneye kadar ‘hazır’ hissetmedim kendimi Burning Man’e. Ve ilk kez 2016’da Burner oldum!

Burning Man’e festival demek istemiyorum. Hiçbir hayvanın ya da bitkinin barınamadığı; gündüzleri aşırı sıcak, geceleri aşırı soğuk, sert kum fırtınalarının estiği bir çölde, ortak bir çaba ile yalnızca bir haftalığına kurulan, yaşanabilir hale getirilen, 10 temel prensibi olan ve hiçbir şeyin satılık olmadığı bir şehir burası. Bir sosyal deney. Zorlayıcı bir habitat. Yetişkinler için lunapark, bir masal diyarı, tarifi zor bir anı.

20. yüzyılın son çeyreğinde Amerika’da filizlenen mutenalaştırmaya karşı doğmuş radikal bir hareketin, günümüze kadar -belki de son virajda kendi de bu tuzağa düşerek- gelmiş ritüeli Burning Man.

1 hafta çölde hayatta kalmak için her türlü hazırlığı yapmak gerekiyor. Burning Man’de buz ve kahve dışında para geçmiyor, alışveriş yok. Bu ciddi anlamda ön hazırlık yapmak gerekiyor demek. Bu süreçte aslında nasıl bir Burning Man yaşayacağınıza da karar vermiş oluyorsunuz. Normal hayatınızdaki imkanlarınızın hepsini isterseniz pahalıya, 1 hafta minimumda yaşarım derseniz makul fiyatlara halledilebiliyor bu hazırlık süreci.

Ben bu süreçte çok git geller yaşadım. Burning Man’e daha önce gitmiş olan bazı arkadaşlarımızın ‘karavansız ve kampsız olmaz, yapamazsınız’ söylemleri ve tabii karavan ve bazı kampların maliyetleri sebebiyle, sadece zenginlerin karşılayabileceği bir yer olduğunu düşündüğümden baya bir ön yargı da edindim.

Nihayetinde ‘öyle olmaz, böyle olmaz’ diyenlere kulak asmadık ve kendi bütçemiz elverdiğince bir hazırlıkla Black Rock City’ye adımımızı attık. Şimdi düşünüyorum da, konfor alanımızın dışına çıkmasaydık bu kadar dönüştürücü olur muydu Burning Man? Sanmıyorum!

Dünyanın en güzel gün doğumları ve gün batımları, her şehir gibi zengini, fakiri, genci, yaşlısı, her tarz insan var Black Rock City’de. Uçsuz bucaksız bir alanda 200’ün üstünde sanat eseri, müzelerden galerilerden alışkın olduğumuzun aksine sanat eserleriyle kurulan ‘içli dışlı’ ilişki, gece gündüz bir yerlerde hiç durmayan müzik, zifiri karanlıkta ışık denizine dönüşen ‘playa’da turlayan ‘art car’lar, aklınıza hayalinize gelmeyecek çılgın, derin, yoğun workshop’lar ve partiler, hediye etme kültürü (bazılarının yanlış bildiğinin aksine takas değil, karşılık beklemeden hediye etme), insanın kendini radikal şekilde ifade etmesinin belki de en renkli örnekleri olan kostümler, bir hafta boyunca toplumsal norm ve dayatmalar olmaksızın kendimiz olduğumuz, kendimizi bulduğumuz yer…

Playa’ya ilk adımımı attığımda büyüklüğü karşısında şaşkınlığa uğradım. O kadar çok olanak, o kadar çok yapılacak, görülecek, tecrübe edilecek şey var ki, yetişmek imkansız. Bu da daha ilk günden seneye tekrar gelmeliyim hissi yaratıyor insanda. 30 yaşımda Disneyland’e götürülmüş bir çocuk gibi hissettim kendimi.

Ben dergideki sınırlı yerimde size yüzde 1’ini bile aktaramayacağım, blog’umda ise elimden geldiğince öznel yorumlarımı, anılarımı paylaşmaya çalışacağım, ama herkesin bambaşka kurgulayacağı, bambaşka yaşayacağı bir deneyim Burning Man. Müziklerine bir dergi, kamplarına ayrı bir dergi, Burning Man ve yoga konusuna ise tez yazılır belki..

Seneler önce uçaktan atladım, hava elementiyle ilişkim değişti; bir ayımı aralıksız denizde geçirdim, su benim içimdeki yerinde duramayan tarafı besledi. Burning Man’de ise Cuma günü itibariyle her gece bir şeyler yandı ve biz ateşin etrafında toplanmış binler paralize olmuş şekilde izledik onlarca emekle bir haftalığına inşa edilip, yaşanıp sonra Playa’nın tozuna karışan piramitin, adamın ve tapınağın küllerini… Alevleri izlemekten bu kadar- belki de biraz sapkınca bir keyif alacağımı tahmin etmez, çölün ortasında kum fırtınalarında kaldığımda, ya da bacaklarım pedal çevirmekten yandığında, açlıktan sinirlerim gerildiğinde ya da gün doğumunun güzelliği karşısında ağladığımda hissettiklerimleyse belki konfor alanımdan çıkmasam yüzleşemezdim. Ateş elementinin dönüştürücü etkisinin yankılarını dinliyorum şimdi içimde. Hayatıma, işime dair sorguluyorum her şeyi…

Ayırca bunlar da hoşunuza gidebilir:

27. Akbank Caz Festivali

27. Akbank Caz Festivali

Seyahat editörlüğü yaptığım Yoga Journal Türkiye‘de 2017 Kış sayısında yayımlanmış 2016’da ilk kez Burning Man’e gittikten sonra yazdığım Ateşin Yankısı başlıklı yazım (2017’de çok farklı bir deneyim yaşadım onun da yazısı...

akbank-caz-festivali-2017-istanbul

YORUMLAR

Şu an hiç yorum yok.

YORUM EKLE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir