afis

Geçtiğimiz Çarşamba, yakında Berlin’de birlikte olacağımız canım arkadaşım Deniz’le bir günümüzü bienalin Karaköy mekanlarını gezmeye ayırdık. Sabah Antrepo’daki işleri gezdikten sonra Karaköy’de bir öğle yemeği molası verip sonra Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’ndan devam ettik. Eminim gözden kaçırdığımız işler olmuştur. Ben yolumu düşürüp bir kez daha göz atmayı çok vakit ayıramadığım işleri daha uzun incelemeyi düşünüyorum.

13. İstanbul Bienali Antrepo No.3, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, ARTER, SALT Beyoğlu ve 5533 mekanlarında 14 Eylül tarihinde gezilmeye başlandı. Fulya Erdemci küratörlüğünde gerçekleşen ve 20 Ekim’e kadar gezilebilecek olan bienalin başlığı ‘Anne, ben barbar mıyım?’ ve masaya yatırdığı konuların merkezinde ‘kamusal alan’ var.

bienal

Bienal bu sene Koç Holding sponsorluğunda kayıtssız şartsız tüm katılımcılara ücretsiz. Yani istediğiniz mekana istediğiniz kadar girip çıkabiliyorsunuz. 2011 yılındaki bienali 110 bin kişi ziyaret etmiş. Bu sene çok daha fazla katılım bekleniyor.

13. İstanbul Bienali sergi mekânlarından Antrepo no.3, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu ve ARTER’de her gün 11.00, 13.30, 15.00 ve 16.30 saatlerinde Koç Holding sponsorluğunda rehberli turlar gerçekleştiriliyormuş. Rehberli turların fiyatı 20 TL gibi cüzi bir rakam. Detaylı bilgi ve rezervasyon için [email protected] adresine e-posta göndermeniz yeterli. Rehberle gezmeyi sevmeyenler için işler hakkında detaylı bilgilerin yer aldığı bienal kitapçığı ise 5 TL.

strangers

Gelelim naçizane önceden hiçbir araştırma yapmamış bir izleyici gözüyle bienalde dikkatimi çeken, beni etkileyen işlere:

Antrepo No:3

Genel olarak kamusal alan başlığı altında; mimari, şehircilik, kentsel dönüşüm, kolektif yaşam pratikleri, kamusal alanda sanat ve anıt, ifade özgürlüğü, medya, sansür (oto-sansür) ve vatandaşlık gibi meselelerin incelendiği Antrepo no.3’te toplam 52 sanatçı ve sanatçı topluluğunun işleri yer alıyor. Beni en çok etkileyen işler şu şekilde:

6. Christoph Scaefer – Bostanorama

Alman ressam ve enstelasyon sanatçısı Christoph Schäfer’in işleri genel olarak kent üzerine yoğunlaşıyor. Bienal için seçilen Bostanorama Yedikule Bostanları’nın yok edilmesini ve Gezi parkı protestolarını konu alan; soyut kavramların somut sembollerle ifade edildiği eskizler ve notlardan oluşuyor. Olayları yakından takip eden Hamburglu bir kent düşünürünün gözünden Gezi’ye bakmak enteresan. Benim de hep gözlemlediğim, bir protesto şekli olarak ‘yeryüzü sofraları’nın Avrupalılara en enteresan gelen şey olduğuydu. Anlaşılan Schäfer de en çok bundan etkilenmiş.

christopf schaefer

christopf schaefer2

7. Maider Lopez – Yollar Açmak

İspanyol sanatçı Lopez, istanbul’un önemli bir kesişme noktası olan Karaköy’ün en işlek kavşaklardan birine yerleştirdiği kameralar ile kaotik araç trafiğinde kendilerine ‘yollar açan’ yayaların güzergahlarını bir grafik haline getirmiş. Gözlemlediği insan davranışlarının çıkarımı olarak ‘yol açmak’ üzerine bir de kullanma kılavuzu yazmış. Biz Türkiye’de yaşadığımız için fark etmesek ve bize çok normal gelse de bir yabancı Karaköy’de karşıdan karşıya geçmek için gerçekten de bir kullanma kılavuzuna ihtiyaç duyabilir. Oldukça enteresan bir iş. Bienal dönüşü buradan geçerken bu mavi çizgilerden biri olduğumuzu fark ettik biz de. Yol olmayan yerde yol açmak insanın doğasında var.

maiderlopez

maiderlopez3

maiderlopez2

16. Lux Lindner – Arjantin Gerçeği

Aslında Lux Lindner’in işinin bir şey ifade etmesi için hem Almanca hem İspanyolca bilmek gerekiyor. Tercüme de yok. Yine de çizimler ilginizi çekebilir.

luxlindner

24. Alice Creischer & Andreas Siekmann – Res Nullius

Latince bir terim olan Res Nullius hukukta sahipsiz mülkiyeti tanımlamak için kullanılıyor. Sahipsiz, yani sahiplenilmeye açık mülkiyet. frika’nın Avrupa tarafından sömürülmesini haklı çıkaran, yeni keşfedilen sahipsiz toprakları sömürgeleştirmeye açan bir kavram aynı zamanda. Marx’ın konuyla ilgili ‘Hayvanın midesinde doğa kendi birleşme alanını en içerdeki kaynaşma fırınını, farklı hayvan türlerinin birleştirici organını hazırlamıştır’ cümlesinden yola çıkan Creischer ve Siekmann bu kavramı bir video’yla yorumlamış.

24 numaralı odaya girerek izleyebileceğimiz 3 farklı hikayeden oluşan bu videoda bir ayı, bir kurt, bir sırtlan ve bir çakal olarak tasvir edilen güçler durumdan maksimum çıkar sağlamaya çalışan aristokrasi temsilcileri. Benzer güçler Spitsbergen’de ve Benin’de iş başında. Video’nun bize en tanıdık kısmı ise Sulukule’de geçiyor. Mutlaka göz atın.

25. Anca Benera & Arnold Estefan – Eşit Uzaklık İlkesi

Sovyetler Birliği dağılınca küçücük bir ada olan Yılan Adası bölgede yoğun olan petrol ve doğalgaz rezervleri sebebiyle Romanya ve Ukrayna arasında krize yol açmış. Mahkeme kararı ile Ukrayna ve Romanya kıyı şeritlerine eşit uzaklıkta bir hat çizilmiş ama bu durumda petrol rezervlerinin çoğu Romanya’ya devrolmuş.

Benere ve Estefan ‘Eşit Uzaklık İlkesi’yle bu soruna “ince” bir çözüm üretmişler: Deniz sahasının Ukrayna ile Romanya arasında eşit olarak bölünmesi durumunda, her bir Romanyalı’nın payına düşecek olan 0,509 metrekarelik alanı Karadeniz’in Ukrayna’da kalan donmuş yüzeyinden kesip, Bükreş’e kaçmışlar. E, buz bu durur mu? Erimiş tabii. Tıpkı bu durumdaki hakkını geri alma kavramı gibi.

29. Guillame Bijl – Şüpheli

Şüpheli hakkında yazılanlar, yaşam tarzı, bir de masasının üstünde çizim kağıtlarını görünce kendime çok benzettim. Malum çoğumuz bu Haziran marjinal olduk, terörist olduk. Şüpheliyiz aslında. Bir gün bizim de evimizi böyle ararlar mı acaba korkusuyla geziyor insan bu çarpıcı enstelasyonu.

bijl

bijl2

bijl3

30. David Moreno – Mürekkep ve Sessizlik

90-92 yılları arasında Türkiye’de yaşamış sonrasında ise 20 yıldır MoMa’da çalışan bir sanatçı olan David Moreno’nun Mürekkep ve Sessizlik adlı iki işi sergileniyor.

davidmoreno

davidmoreno2

Basim Magdy – Her İnce Jest

Buradaki rehberde sanatçının ismi geçmiyor ama Basim Magdy’nin büyük çoğunluğu Özel Galata Rum İlköğretim Okulu’nda sergilenen Her İnce Jest adlı fotoğraf serisinden birkaç parça Antrepo’da 30 numaralı duvara yakın bir yerde sergileniyor. Neden böyle yapmışlar anlamadım.

basim1

34. İnci Eviner – Huzursuzluğun Tasnifi

incieviner

39. Mierle Laderman Ukeles – Temizlik İşçileri

mierleLaderman

41. Thomas Hirschhorn – Timeline: Work In Public Space

ThomasHirschhorn

42. Wouter Osterholt & Elke Ultentuis – İnsanlık Anıtı: Yardım Eden Eller

Yardım Eden Eller, çok sevgili cicoş insan canımız başbakanımızın ‘ucube’ bulması sebebiyle yıkılan İnsanlık Anıtı’na alternatif yeni bir insanlık anıtı yapılması için bir öneri. İşin önünde bulunan gazetelerde Kars halkıyla yapılmış röportajlar da yer alıyor.

insanlikaniti

insanlikaniti2

43. Santiago Sierra – Kavramsal Anıt

Bienalin kamusal alanda sanat ve anıt, ifade özgürlüğü gibi kavramların sorgulandığı üçüncü meydanındaki işlerden biri de İspanyol sanatçı Santiago Sierra’nın Leipzig Meydanı için açılan anıt tasarım yarışmasına katıldığı bu kavramsal anıt manifestosunda meydanın tamamen halka ait olduğu, her türlü kararın halkın onayına sunularak alınacağı gibi maddeler var.

santiagosierra

Galata Özel Rum İlköğretim Okulu

Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda öz-örgütlenme ve kolektif harekete dair işler var. Okulun giriş katında, İnci Eviner yönetiminde katılımcıların kararlarıyla belirlenen bir öğrenme aracı olarak sanatın siyaseti araştırıldığı bir workshop var. Çatı katında ise İstanbul’daki kentsel dönüşüme odaklanan projelerin yanı sıra sohbet, tartışma ve atölye çalışmalarının yapılacağı bir forum alanı yer alacakmış. Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda toplam 28 sanatçı ve sanatçı kolektifinin işleri bulunuyor.

1. İnci Eviner

galatarum

2. Wang Qingsong

2, 3 ve 4. katlarda merdiven sahanlığında Çinli fotoğraf sanatçısı Wang Qingsong’un dev fotoğrafları yer alıyor. Çok ilgi çekici hatta komik detaylar, eğitim sistemine ince eleştiriler var, inceleyin.

wanrqingsong

6. Lale Müldür & Kaan Karacehennem & Franz von Bodelschwingh – Azılı Yeşil

Bildiğiniz gibi Lale Müldür’in aynı adlı şiir kitabından alıntılanan ‘Anne, ben barbar mıyım?’ 13. İstanbul Bienali’nin başlığı. Müldür’ü izleyebileceğimiz Azılı Yeşil ise benim bienalde en sevdiğim iş. Hem komik hem de görsel ve işitsel olarak doyurucu. Mutlaka ama mutlaka izleyin.

8. Basim Magdy – Dünyayı Anlamak İçin 13 Temel Kural

Dünyayı Anlamak İçin 13 Temel Kural. Çok sert ve oldukça pessimistler. Bu 13 sert kural bir manifesto gibi kapıya asılmış. Siyah perdeyi araladığınızda banka oturup aşağıdaki gibi görseller üzerinde bu 13 kuralı sesledirilmiş bir şekilde video halinde izleyebilirsiniz. Üzerinde düşünmeye değer.

basimmagdyn

basimmagdyn2

Basim Magdy – Her İnce Jest

Basym Magdy’nin bir kısmı Antrepo No.3’de sergilenen fotoğraflarının devamı (daha büyük bir kısmı) 4. Katta 16 numaralı duvarın karşısında yer alıyor. Polaroid’e benzer bir formatta basılmış fotoğrafların altında çarpıcı cümleler büyük gümüş harflerle yazılmış.

basim2

basim3

11. Annika Eriksson – Ben Hep Burada Olan Köpeğim

Köpeklerin bakışları, özellikle sokak köpekleri içimi deler ve bein hep çok duygulandırır. İnsanlarla tanışıp arkadaş olduğunuzda eğer çok isterseniz telefon numaralarını alabilir, onlarla tekrar görüşmeye iletişim kurmaya devam edebilirsiniz. Köpeklerle öyle değildir. Ben bazen köpeklerle arkadaş olurum. Ve sonra onları bir daha göremem. Annika Eriksson’un çalışmasında Tarlabaşı otoparkındaki köpekler filme alınmış ve bir köpeğin ağzından çarpıcı bir monolog görüntülerin üstünde dönüyor. Köpek kendi bakış açısından otoparkı, insanları ve diğer köpekleri anlatıyor.

12. Mahir Yavuz & Orkan Telhan – Külahlı yol

14. Elmgreen & Dragset – İstanbul Günlükleri

Ben gezerken sadece masalar ve üzerinde yazılmış günlükler vardı. Hangi saatlerde oluyor bilmiyorum ama bu işin asıl özelliği Elmgreen ve Dragset’in birkaç ‘delikanlıya’ bu günlükleri canlı canlı yazdırıyor oluşu imiş. Yine de günlük yazılma anına denk gelmeseniz bile yazılanlar komik, şaşırtıcı, cesur, +18 yani kısaca enteresan olduğundan girip bir göz atın.

gunlukler

15. Martin Cordiano & Tomas Espina – Dominio

Normalde güvenli korunaklı bir alan olarak kabul gören ev kavramı Dominio’da izleyiciye mahremiyetin kamuya mal olması sebebiyle sokaktan evlere taşan gerilimi yansıtan bir alan olarak yerleştirilmiş. İçine girerek gezebileceğiniz evde raflardaki kitaplardan lavabodaki tabaklara, yerdeki halıdan, dolapta asılı gömleklere, televizyondan duvara, masadan sandalyeye istisnasız her eşyadaki yırtık, kırık ve çatlaklar kamusal ve özel alandaki gerilimleri temsil ediyor. Bu yerleştirme ile anlatılmak isteneni http://www.arte-sur.org/home/domino-tomas-espina-martin-cordiano/ adresinden okuyabilirsiniz.

dominio

dominio2

17. Agnieszka Polska – Saç

Aslında “Öyle istedikleri için değil de para bulamadıkları için et yerine ısırgan otu yerlerse yine de bizim davamızın bir parçası olurlar mı?” sorusu ile ahlak kavramını derinden sorgularken bunu naif diyaloglar, enteresan görüntülerin altına gizleyen Polonya yapımı bir kısa film. Göz atmaya değer.

18. Şener Özmen – Optik Propaganda ve Kusursuz Poşu

kusursuzposu

21. Mülksüzleştirme Ağları

Kentsel dönüşümün sermaye-iktidar ilişkileri üzerine kolektif veri derleme, haritalama ve yayınlama çalışması. Mülksüzleştirme projelerini gerçekleştiren özel şirketlerin (altyapı, inşaat, mimarlık, enerji, emlak, turizm, kültür endüstrisi) yöneticileri başka hangi kurumların yönetiminde? Kamu eliyle dağıtılan mega projelerin yüklenicileri arasında ne gibi bağlantılar bulunuyor? Azınlıkların mülksüzleştirilme süreçleri sonucunda yok olan nedir? Kimler fakirleşirken kimler zenginleşiyor? Hem interaktif olarak hem de içerik olarak muazzam bir çalışma. http://mulksuzlestirme.org adresinden de incelenebilir.

mulksuzlestirme

22. Volkan Aslan – Oyunlar Oyunlar Oyunlar

Mülksüzleştirme ağlarında da kocaman bir halka olan Olimpiyat Adaylığı, Türkiye’nin kazanması durumunda kamu eliyle dağıtılan ve mülksüzleştiren mega projelerin en iddialılarından olacaktı. Volkan Aslan’ın yolsuzluğu sembolize eden, çürümüş, erimiş olimpiyat halkaları kent ve kamu kaderi üzerine dönen oyunları inceden güzel eleştirmiş ve benim de olimpiyat adaylığımızla ilgili duygularımı bire bir yansıtıyor.

volkanaslan

23. Sulukule Platformu

2005 yılından beri aktif olan ve bileşenleri arasında bağımsız aktivistler, akademisyenler, üniversite öğrencileri, stk’lar bulunan Sulukule Platformu, Sulukule’nin kentsel yenileme alanı ilan edilmesi sonrasında mahallenin yok olmasına, mahallelilerin yer değiştirmek zorunda kalmasına karşı yapılan bütün çalışmaları, bu konuda düşünen, çalışan herkesi kapsıyor ve bunlara bir zemin oluşturuyor. Mahalleye dayatılan dönüşüm sürecini sorgulayarak, alternatif yaklaşımları araştırıp, güncel acil sorunlara çözüm üretmeye çalışan bu merkezsiz ve sınırsız oluşumun bir diğer amacı da igili ve yetkili mecralara seslerini duyurabilmek.

Kamusal alan ve kolektif hareket kavramlarını merkezine koyan Rum İlkokulu’nun çatı katının büyük bir bölümü, Sulukule Platformu’nun yerel yönetime karşı verdiği mücadeleyi, kazanımları katedilen yolları, yaşanan sorunları, üretilen çözümleri dolayısıyla süreci gösteren çalışmalara ayrılmış. Gülümseten notlar, videolar ve detaylar var. Bizim mahalle / semt kimlik ve belleğine, kamuya / bize ait olan alana sahip çıkma pratiğimiz çok yeni. Sulukule Platformu ise bunu 8 yıldır sürdürüyor.

sulukule

Galata Rum İlköğretim Okulu’nu aşağıdan başlayarak gezip çatı katını da bitirdikten sonra muhakkak terasına da çıkıp bir soluklanın, harika manzaraya bakın. Birbirine çok yakın olan Antrepo No:3 ve Galata İlkokulu’nu bir gününüzü ayırarak gezebilirsiniz. Bu iki mekanı bir güne sığdırmak isterseniz arada bir öğle molası vermek için Karaköy çok seçenek sunuyor. Karaköy son birkaç senedir “kalkınmakta” ve bir kentsel dönüşüm sürecine girdi. Turistlerin varolan ilgisinin yanında Cihangir, Galata, Teşvikiye ahalisinin de uğradığı mahallelerden biri oldu. Bu nedenle civarda artık çok sayıda cafe türedi ve ama baştan uyarayım bu ilgi sebebiyle fiyatlar biraz coşmuş durumda.

İstiklal Caddesi üzerinde yer alan ARTER’deki benim henüz gezmediğim sergide 15 sanatçı ve sanatçı kolektifinin işleri yer alıyor. Yine İstiklal Caddesi üzerinde bulunan SALT Beyoğlu’nun giriş katındaki Açık Sinema ve Forum alanı da 4 sanatçının işine ev sahipliği yapıyor. İMÇ 5.Blok’ta bulunan 5533’te ise disiplinlerarası bir pratikten gelen Lübnanlı mimar ve sanatçı Maxime Hourani’nin “Şarkılar ve Yerler Kitabı” projesi gerçekleştiriliyormuş. Umarım en kısa sürede onları da gezip aklımda kalan işleri buraya ekleyeceğim.

I love sale 4

I love sale 4

Geçtiğimiz Çarşamba, yakında Berlin’de birlikte olacağımız canım arkadaşım Deniz’le bir günümüzü bienalin Karaköy mekanlarını gezmeye ayırdık. Sabah Antrepo’daki işleri gezdikten sonra Karaköy’de bir öğle yemeği molası verip sonra Galata Özel...

ilovesale4

mutluluğu paylaşmak: HAPPIER!

mutluluğu paylaşmak: HAPPIER!

Geçtiğimiz Çarşamba, yakında Berlin’de birlikte olacağımız canım arkadaşım Deniz’le bir günümüzü bienalin Karaköy mekanlarını gezmeye ayırdık. Sabah Antrepo’daki işleri gezdikten sonra Karaköy’de bir öğle yemeği molası verip sonra Galata Özel...

Screen-Shot-2013-09-10-at-4.05.48-PM

YORUMLAR

Şu an hiç yorum yok.

YORUM EKLE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir